Skip to content
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color grey color

Risale-i Nur Akademisi

Doğru Olanı Yaptılar...

Durmuş GÖKTEKİN
Altmış yaşlarında iken üçüncü arabayı almıştı. Şimdi yaşı ilerledi yetmiş beşin üstündeydi. İlerlemiş yaşına rağmen halen bisiklete biner, sağlıklı bir hayatı tercih ederdi. Çünkü, sağlıklı olmanın sağlıklı ameller yapılacağına inanırdı. Bu istikamette yiyecek ve içeceklerine dikkat ederdi. Hayatını helallere odaklamış, helal dairenin keyfe kafi geldiğini düşünürdü. Gün geçtikçe meleke ve reflekslerinin azalmasından dolayı sona yaklaştığını hissediyordu. Daha ne zamana kadar araba kullanıp kullanamayacağı tereddütlerini yaşıyordu.

 Gezip dolaşırken şaka yollu, arabasını satacağını söyledi.…     Devamı...

Azmin Zaferi

Durmuş GÖKTEKİN
Konakkuran (Dügnük) Beldesi, Malazgirt ilçesine 22 kilometre mesafede; Fırat Nehri’nin bir kolu olan Murat nehrinin açtığı geniş vadi üzerinde kurulmuş bir beldedir. Orada yaşayan insanlar ziraat ve hayvancılıkla uğraşır. İlçe merkezine ulaşım, köy minibüsleriyle sağlanır. Doğu Anadolu’nun sert iklimi, asfalt yolları bozduğu için her yıl yol tamir edilir. Beldede, belediye binası, sağlık ocağı, jandarma karakolu, cami ve yatılı İlköğretim Bölge Okulu bulunmaktadır. Elektrik, yerel telefon ve GSM şebekelerinin tümü mevcuttur. Dağlardan gelen su, beldenin muhtelif yerlerinde yapılan…     Devamı...

Dua Allah'a Yalvarmaktır.

Durmuş GÖKTEKİN
Kul olduğunu hatırlamak, yorgunluğunu gidermek ve rahatlamak isteyen dua etsin! Dua için gece-gündüz, yer gök mevzubahis değildir. Kul, her zaman Rabbiyle alış-verişte bulunabilir. Fakat bazı zaman ve mekanlar vardır ki o an, orada, o zaman diliminde duaya durmak şart. Namazdan  sonra, Cuma günlerinde, Ramazan ayında, Kadir gecesinde ve Arafat’ta vakfe’de. Bazı gecelerde uykudan kalkıp dua edilebilir. Duada belli bir araç, belli bir dil de gerekmez. Herkes kendi lisanıyla dua edebilir. Dua etmek için hiçbir engel yoktur. Edep ve…     Devamı...

Affeden Affolunur.

Durmuş GÖKTEKİN
Kur’an-ı Kerim (Al-i İmran Suresi ayet 134)’de “O muttakiler ki bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar, kızdıklarında öfkelerini yutar, insanların kusurlarını affederler. Allah da böyle iyi davrananları sever” buyurur. İnsanın ihsanda bulunması, vermesi yaratılışında vardır. Bir şeye kızıp öfkelenen insan, öfkesini yenip sükunete kavuştuktan sonra yaptığından pişmanlık duyar. Bu pişmanlığı onu tövbeye yönlendirmelidir. Yaptığı o hatadan, kusurdan, işlediği günahtan dolayı tövbe etmelidir. Kendisine o eylemi yaptıranı affetmelidir. Affetmek; vermek, ihsan etmektir. Aynı zamanda affetmek salih bir ameldir. Salih…     Devamı...

Gözler Yolda, Kulaklar Kapıda!

Durmuş GÖKTEKİN
Kazanıyorsanız çözümün bir parçası olabilirsiniz. Kaybedenler her zaman problem olmaya devam ederler.

İslam toplumunda yaşlılar evin bereketi sayılır. Bugün bu bereket itilmiş, kakılmış, darülacezeye veya bir bakım evine atılmıştır. Hayatın mihnetiyle  beli bükülmüş, gözlerinde fer, dizlerinde derman kalmamış, bu bereket kaynağı insanlar, gözleri kapıda hep bir yakınını bekler. Bunlar, bilgi ve tecrübelerinden istifade edilecek insanlardır. Bilgi ve tecrübelerini içine gömmüş, derinliklerinde maden saklayan dağlar gibi araştırıcısını bekliyor. Bir güler yüze, bir nasılsınız sözüne…     Devamı...

SAİD NURSİYİ İSTİSMAR
Saturday, 13 September 2008
M. Ali KAYA

Said Nursi, 20. asrın yetiştirdiği en büyük dâhî… 1878 yılında Bitlis’in Hizan Kazasının İsparit nahiyesine bağlı Nurs köyünde doğmuş bir Anadolu çocuğu… Henüz on beş yaşında 90 (Doksan) kitabı ezberlemiş, müthiş bir zekâ… Yaşadığı dönemin bütün ulemâsına meydan okumuş ve girdiği münazaralarda üstünlüğünü ulemaya kabul ettirmiş mükemmel bir liyakat ve ilmî üstünlük… Daha henüz ömrünün baharında “Hamidiye Alayları” komutanı Mustafa Paşa’ya “Ya zulmü bırakırsın veya seni öldürürüm!” deme cesaretini gösteren mükemmel bir şecaat…

Gelecekte fakir ve ezilmiş doğu halkının ülke düşmanları tarafından bölücülüğe alet edilmesini önlemek amacı ile “Doğuda bir Üniversite açtırmak” ve burada Din ve Fen ilimlerinin beraber okunmasını, Arapça, Türkçe ve Kürtçe, üç dilde eğitim verilmesini, doğunun cehalet ve fakirlikten kurtulmasını sağlamak amacı ile 1908 yılında Osmanlı’nın payitahtı olan İstanbul’a gelmiş… Dikkatleri doğuya çekerek bu üniversitenin mutlaka açılmasını temin için Şekerci İş Hanında kaldığı odasının kapısına “Burada her suale cevap verilir” levhasını asarak bunu ispat etmiş çok üstün bir ilmî kifayet…

Bütün ulemanın “Şeriata muhaliftir” diye karşı çıktığı “Hürriyet ve Meşrutiyete” verdiği büyük destek ile İttihatçıların, ulemanın, devlet ricalinin ve halkın dikkatini çekmiş müthiş bir teveccüh…

“Meşrutiyet şeriattır” diye bütün ulemaya meydan okuması, 31 Mart olayında üstlendiği yatıştırıcı rolü, dini siyasete âlet etmemek için gösterdiği çabası, din ve fen ayırımına meydan vermeyen ilmî dirayeti, “Osmanlı Avrupa’ya, Avrupa Osmanlıya hamiledir; günü gelince doğuracaktır” “Komünizm yıkılacak ve Rusya parçalanacak” diye istikbale ait gösterdiği mükemmel ve müthiş ileri görüşlülük ile “Bediüzzaman” unvanına bihakkın kazandığı liyakat…

**


Tags:  Said Nursi Dahi Nurs Medrese Üniversite İstismar Oamanlı Avrupa Sokrat Eflatun
 
Ehl-i Beyt ve Risale-i Nur
Monday, 08 September 2008

Baki ÇİMİÇ

Sünnet-i Seniyye Risalesi olan On Birinci Lem'a'yı son okuduğumda çok ince sırları taşıdığını hissettim. Bu tevafukları, Üstadımızı vazife ve mahiyetini ve Risale-i Nurların anlaşılmasına baktığı yönleri paylaşmak istedim. Yüce Allah buyuruyor: “De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin." (Âl-i İmrân Sûresi, 3:31) âyet-i azîmesi, ittibâ-ı sünnet ne kadar mühim ve lâzım olduğunu pek kat'î bir surette ilân ediyor. Evet, şu âyet-i kerime, kıyâsât-ı mantıkıye içinde, kıyas-ı istisnâî kısmının en kuvvetli ve kat'î bir kıyasıdır. Şöyle ki: Nasıl mantıkça kıyas-ı istisnâî misali olarak deniliyor: "Eğer güneş çıksa gündüz olacak." Müsbet netice için denilir: "Güneş çıktı. Öyleyse netice veriyor ki, şimdi gündüzdür." Menfi netice için deniliyor: "Gündüz yok. Öyleyse netice veriyor ki, güneş çıkmamış." Mantıkça, bu müspet ve menfi iki netice kat'îdirler. Aynen böyle de, şu âyet-i kerime der ki: Eğer Allah'a muhabbetiniz varsa, Habibullaha ittibâ edilecek. İttibâ edilmezse, netice veriyor ki, Allah'a muhabbetiniz yoktur. Muhabbetullah varsa, netice verir ki, Habibullahın Sünnet-i Seniyyesine ittibâı intaç eder.

 


Tags:  Ehl-i Beyt Sünnet Risale-i Nur Sünnet-i Seniyye Muhabbetullah Peygamber Sevgisi
 
HACDAKİ HİKMETLER
Tuesday, 02 September 2008

Baki ÇİMİÇHacdaki hikmet
Âlem-i İslam’ın çektiği sıkıntılar hepimizin yüreğini sızlatıyor ve ferec ve fütuhat ne zaman gelecek diye muzdarip bir vaziyette bekliyoruz. Çünkü Müslümanların yaşadığı musibetler ve felaketler bizleri derinden üzüyor, bu musibetlerin altında yatan hikmetlerin neler olabileceği yönünde düşüncelere sevketiyor. Bu musibet ve sıkıntıların kader ciheti ile hikmetleri neler olabilir? Bu sorunun cevabı olarak musibetlerin altında yatan hikmetlerin birisinin Hac’daki ihmalin olduğunu öğreniyoruz Sünuhat’tan. Tabi başka hikmetlerde vardır. Önce hac ile ilgili Sünuhat’taki bölüme bakalım:

“Rüya hacda sükût etti. Çünkü, haccın ve ondaki hikmetin ihmali, musibeti değil, gazap ve kahrı celb etti. Cezası da keffâretü'z-zünub değil, kessâretü'z-zünub oldu. Haccın bahusus taarrüfle tevhid-i efkârı, teavünle teşrik-i mesaiyi tazammun eden içindeki siyaset-i âliye-i İslâmiye ve maslahat-ı vâsia-i içtimaiyenin ihmalidir ki, düşmana milyonlarla İslâmı, İslâm aleyhinde istihdama zemin ihzar etti. (Sünuhat, 71)
 

Tags:  Hac Hikmet Âlem-i İslam Peygamberimiz Allah Sünuhat Bediüzzaman Haccın ihmali Kongre Hac Kongresi İttihad-ı İslam Müslümanların birliği
 
KAVL-İ LEYYİN
Saturday, 30 August 2008


M. Ali KAYA

“Kavl-i Leyyin”, yumuşak ve tatlı şekilde konuşmak anlamına gelmektedir. Peygamberimizin (asv) konuşma metodu ve peygamberlerin tebliğ usulünü ifade eden bir terimdir. Yüce Allah Hz. Musa (as) ve Harun’a (as) Firavun’un yanına gittikleri zaman nasıl konuşmalarını gerektiğini ders verirken şöyle buyurur: “Firavuna gidin. Çünkü o azmış ve yoldan çıkmıştır. Ona ‘kavl-i leyyin” ile konuşun ve yumuşak söz söyleyin ta ki öğüt alsın ve korksun.” (Taha, 20:43-44)

Leyyin, huşunet ve sertliğin zıddıdır. Peygamberimizin (asv) tebliğ metotlarının başında “kavl-i leyin” gelmektedir. Nitekim yüce Allah peygamberimize (asv) “Allah’ın rahmeti ile ey resulüm sen onlara yumuşak davrandın. Şayet kaba ve katı yürekli olmuş olsaydın onlar senin etrafından dağılırlardı. Sen yine onları affet. Onlar için Allah’tan af dile. İş konusunda onlarla istişare et. Bir de karar verdiğin zaman artık Allah’a güvenerek kararlı şekilde hareket et. Şüphesiz Allah kendisine güvenenleri sever” buyurur. (Âl-i İmran, 3:159) Bu ayet Uhut savaşında peygamberimizin (asv) sözünü dinlemeyerek yerlerini terk eden okçuları affetmesi üzerine nazil olmuştur.


Tags:  Kavl-i Leyyin Yumuşak Söz Konuşmak Tatlı şekilde konuşmak
 
<< Başlangıç < Önceki 21 22 Sonraki > Son >>

Sonuçlar 181 - 189 / 193

Son Yorumlar

TARİKAT ZAMANI GEÇTİ
"Bu zaman imanı kurtarmak zamanıdır. Seyr ü...
TARİKAT ZAMANI GEÇTİ
Üstadın "Tarikat zamanı geçti" diye bir sözn..
TARİKAT ZAMANI GEÇTİ
1-Hali hazırdaki tarikatlar, suret olarak ...
TARİKAT ZAMANI GEÇTİ
sayın Zafer KARLI tarikatler mis yonunu tamamla...
TARİKAT ZAMANI GEÇTİ
Sevgili kardeşim Fikret Bey, Toplum olarak hepim...

Soru Cevap

Soru Cevap

Zİyaretçi Defteri

Ziyaretçi Defteri

Giriş Formu






Şifrenizi mi kaybettiniz?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Akademi

Akademi

Dini Kavramlar

Soru Cevap Bölüm

RSS Aboneliği


web statistics