|
Friday, 28 August 2009 |
|
Baki ÇİMİÇ
www.feyzinur.tr.gg
Bedîüzzamân Kostroma esâretinden dönmüş ve İstanbul'a gelmiştir. Bu arada bir inkîlâb-ı rûhî geçirmektedir. Bu hâlet-i rûhiyesi O’nun Eski Saîd'den Yeni Saîd'e geçiş döneminin mukaddemesidir.
Bedîüzzamân bu arada çok cazip ve dünyâda O'ndan başka belki de kimsenin red edemeyeceği bir teklif alır. Bu teklifi kendisine hiç bir vârisi olmayan Saîd Halîm Paşa yapmıştır. İstanbul’da olan ve etrafı ile İstanbul'un en müşâşalı güzellikleri ile meşhur olan yalısını teklif etmiştir. Bu yalı, Saîd Halîm Paşa Yalısı’dır. Paşa Bediîüzzamân’ı sevmiş ve O'na "Gel bu yalıyı sana vereyim burada ilmî çalışmalarını yap." demiştir. Bu olayla ilgili bilgi Risâle-i Nûr Enstitüsü İnternet sayfasında şöyle geçmektedir. “Bu arada Bediüzzaman’ın fikirlerini çok beğenen ve yaptığı hizmetleri yakından takip eden Sadrazam Saîd Halîm Paşa, Yeniköy’deki yalısını çok büyük arazisi ile beraber ona vermek istemişti. Bediüzzaman bu köşkte hem ilmi çalışmalarına devam edebilir, hem de çok sıkıntılı ve yorucu geçen hayatının bundan sonraki kısmını rahatça geçirebilirdi. ”
Bedîüzzaman ilk teklifi aldığında hemen red etmemiş, düşünmesi gerektiğini söylemiştir. Aradan zaman geçmiş ve Paşa Bedîüzzamân’a adam göndermiş. "Karârını versin benim işim var.” diyerek Bedîüzzamân’ın kararını vermesini beklediğini söylemiş.”Fakat Bediüzzaman, hizmetindeki ihlasa zarar gelmemesi için II.Abdülhamid’in teklifini reddettiği gibi Saîd Halîm Paşa’nın teklifini de reddetti. Çamlıca’daki dinlenme günlerinde Kosturma (Kostroma)’da filizlenen ve dünyanın fani yüzünü gösteren tefekkür yeniden başlamıştı. İstanbul’daki siyaset de onu bunaltmıştı. Yeni bir ruhi uyanışın sancılarını yaşayan Bediüzzaman, sık sık Beykoz’daki Yuşa Tepesi’ne çıkarak tefekküre dalıyor ve dünyayla olan bağlarını tamamen koparmaya çalışıyordu. ” Bedîüzzamân bir gece dahâ müsâade istemiş ve o gece istihâre yapmış. Devâmını kendisinden dinleyelim: |
|
Sunday, 23 August 2009 |
M. Ali KAYA
Giriş:
Ramazan, seksen sene bir ibadet sevabı ve ömr-ü bakiyi temin eder. Ramazan içinde bir gece vardır ki, bu geceye yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Kadir Gecesi” adını vermiş ve “bin aydan daha hayırlı” kılmıştır. (Kadir, 97:1-3) Bin ay ise seksen üç sene yapmaktadır ve küsüratı da ebede kadar gitmektedir. Nur Talebeleri talebeliğe liyakati, ibadeti ve hizmeti ölçüsünde “teşrik-i mesai” ve “iştirak-i amal-i uhreviye” sırrı ile bütün “Nur Talebelerinin” manevi kazançlarına hissedar olur. Manen binler diller ile ibadet ve istiğfar ve dua ve tesbihat yapmaya hakiki uhuvvet ve ihlâs ile mazhar olur. (Emirdağ Lâhikası, 265; Tarihçe-i Hayat, 516)
Ramazan ayı, bu ayda tutulan oruç ve kılınan teravih namazları, sonunda yapılan bayram “Şeâir-i İslamdan”dır yani, İslam’ın alametlerindendir. Bu sebeple oruç tutan, iftar açan ve açtıran, sonunda “sadaka-i fıtrı” veren ve teravih namazı ile bayram namazını kılan mü’minlerin tümü “şeâir-i islamı ihya etme” şerefine ve sevabına ermektedirler. Bu mübarek ayda çocuklar dahil, kadın-erkek, yaşlı-genç bütün Müslümanlar en azından bayrama iştirak ederek bu mübarek ayın feyzinden bereketinden istifade etmektedir. Bu mübarek ay öyle bereketli ve feyizlidir ki dünyevi ve uhrevi her nevi faydasını herkes ister istemez hissetmektedir. İşin sadece bu yönüne bakıldığı zaman bu mübarek ayın faziletini kabul etmemek imkânsız hale geliyor. En azından on bir ay boyunca dine ve imana küfreden gazeteler ve medya kuruluşları dahi Ramazan Ayının bu feyzine iştirak ederek kendisini dindar olmak ve dini program yapmak mecburiyetinde hissediyor. |
|
Thursday, 20 August 2009 |
|
M. Ali KAYA
Hayâ, insan fıtratının ahlâkî yönüdür. İmandan kaynaktır. Akıl imanı, iman hayâyı gerektirir. İman zaafa uğradıkça hayâ duygusu azalır. Hayâ duygusu azaldıkça ahlak bakımından yıkıma uğrar. Bunun için peygamberimiz (sav) “Hayâ imandandır.” (Buhârî, Îmân 16, Edeb 77; Müslim, Îmân 57–59) “Hayânın bütünü hayırdır” (Müslim, İman, 61) buyurmuşlardır. Hayâ, bir insanın hata ettiği ve kusuru yüzüne söylendiği veya bir günaha girdiği zaman yüzünün kızarması, vücudunun bunalması ve sıkıntıdan terlemesidir. İşte bu sebeptendir ki peygamberler “utanmıyorsanız dilediğinizi yapabilirsiniz” demişlerdir.
Hayâ, edep, mahcubiyet, ar ve namus duygusu ve nefsin çirkin şeylerden sıkılmasıdır. Kişinin kusur ve hatadan dolayı utanıp sıkılmasıdır. Peygamberimiz (sav) “haya imandan bir şubedir” (Buhârî, Îmân 3; Müslim, Îmân 58; Ebû Dâvûd, Sünnet 14; Tirmizî, Birr 80; Nesâî, Îmân 16; İbni Mâce, Mukaddime 9) buyurmuşlardır. Peygamberimiz (sav) bu anlamda en çok haya ve edeb sahibiydi. Sahabeler peygamberimizin (sav) bu ahlakını bize şöyle anlatırlar. “Peygamberimiz (sav) kimsenin hatasını ve günahını yüzüne vurmaz ve mahcup etmezdi. Hoşlanmadığı bir şeyi görse hayasından onu söylemezdi; ama biz onun yüzünden hemen anlardık” (Buhârî, Edeb 77, Menâkıb 23; Müslim, Fedâilu'n-Nebi, 67) diyorlardı. |
|
Thursday, 20 August 2009 |
M. Ali KAYA
Namazdan sonra tesbih çekmek ve tesbihatı yapmak sünnettir. Tesbihatı yapmak için cemaatle namaz kılmak ve camide bulunmak şart ve lazım değildir. Tesbihat ferdî olarak yapılan zikir ve ibadettir. İbadet Allah'a yakınlaşmak için Allah'ın razı olacağı, peygamberin (sav) bize öğrettiği şekilde Allah’ı zikretmek, tesbih etmek, nimetlerine hamd etmek, büyüklüğünü haykırmak, birliğini ve şeriki olmadığını ilan etmektir. İbadet bu anlatılan “Tesbih, tekbir, hamd ve tehlilden” mürekkeptir. Tesbihin adı “Sübhanallah” tekbirin adı “Allahü Ekber” tahmidin adı “Elhamdülillah” ve tehlilin adı “Lâ ilâhe illallah” kelimeleridir. Namaz tesbihatının hem çekirdekleri, hem lafızları bu kutsî kelime ve kelamlardır.
Tesbihatın bu kelime ve kelamlarına “Bakıyat-ı Sâlihât” adı verilir. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Mal ve oğullar dünya hayatının ziynetleridir; bâkiyat-ı sâlihât olan ameller ise Rabbinin katında daha hayırlı ve daha devamlıdır” (Kehf, 18:46) buyurur. Mekke müşrikleri ahreti inkâr ediyor, mallarına ve çocuklarına güvenerek bunlarla övünerek peygamberimizin (sav) ahrete yönelik yaptıklarına değer vermiyorlardı. Hatta “Benim avucuma ne koyuyorsun” diye peygamberimize (sav) itiraz ediyorlardı. (Kalem, 68:14-15) “Hayat dünya hayatıdır” (Câsiye, 45:24) diyorlardı.
Peygamberimiz (sav) “Bâkıyât-ı sâlihatı çokça yapın” buyurdular. Sahabeler sordular: “Yâ Resulallah! Bakıyat-ı sâlihat nedir?” Buyurdular: “Sübhanallahi ve’l-hamdü lillahi ve lâ ilâhe illallahü vallahü ekber ve lâ havle ve la kuvvete illâ billlahi’l-aliyyul azîm” demektir” buyurdular. Sonra bunu her namazdan sonra söylemeyi emrettiler. (Muvatta, Kur’ân, 23; İbn-i Mâce, Edeb, 56; Tirmizi, Daavât, 57, 97) Peygamberimiz (sav) ayrıca bu kelimelerin cennette bakî meyveler vereceğini ve cennetin ağaçları ve nimetleri olduğunu ifade etmiştir. (İbn-i Mâce, Edeb, 56) İbn-i Abbas (ra) “Bakıyat-ı sâlihat, bütün hayırlı amellerdir” demiştir. |
|