|
Durmuş GÖKTEKİN
Bugün, 50 yıl önce eğitim ve öğrenim gördüğüm askeri okulda, askerlik görevini yapan bir arkadaşımı ziyarete gittim. 50 yıl önce, 25 yaşında bir delikanlıydım. 2 çocuk sahibiydim. Mazi ve istikballe fikren pek ilgilenmeyen, hayatı günlük yaşayanlardan biriydim. 1959 yılının Haziran ayı ile Kasım ayları arasında yaptığım eğitim öğrenim sonunda yurt dışına gönderildim. ABD’ de göreceğimiz elektronik eğitimin hazırlık bölümünü, bugün gittiğim askeri okulda yapmıştım.
Size bunları 50 yıllık bir zamanda meydana gelen gelişmeleri anlatmak için yazıyorum. 52 bin metrekarelik bir alanda kurulan okulun nizamiyesindeki elektronik emniyet donanımlarından geçtim. Binalar konforlu. Zemin ağaçlandırılmış ve çimlendirilmiş. Minareli, mükemmel, ibadete açık bir camisi var. Askerlerin giyim kuşamı gayet güzel temiz ve tertipli. Piyade subay, Astsubay ve yedek subayların temel eğitim gördükleri askeri bir okul. Elli yıl öncesini gördüm ve yaşadım. Bugün aynı yeri tekrar gördüm. Elli yıl önceki ABD’ nin yerine ancak gelebilmişiz.
Ellerinde lazer ışığıyla çalışan elektronik silahları ve miğferleri bulunan, atış eğitiminden dönen eşofmanlı bir gruba rastladım.
Yanımdaki arkadaşa sordum:
- Kim bunlar?
Arkadaşım:
- Bunlar Astsubay, atış eğitiminden geliyorlar dedi. Ben de durup onları selamladım:
- Gençler, sizlerle iftihar ediyorum. 50 yıl önceki izlerimden yürüyorsunuz. Ben de bir zamanlar sizin gibi gençtim. İstikbalinizi görmek isterseniz bana bakın. İstikbaliniz benim. Bugünkü zindeliğim bu kurumdan aldığım ruhtandır. Bu kurum Peygamber ocağıdır. Bazı soysuzların soysuzluğu, bu kurumun değerini değiştiremez. Altın çamura düşse de yine altındır. Fiziki kirliliği temizlenir, aslı baki kalır.
Bakınız ben 75 yaşındayım. Ruhum sizin yaşınız kadar genç ve dinamik. Bizi ayakta tutan bu yüksek ruh ve inançtır.
Arkadaşım; ilmi, ahlaki değerleriyle temayüz etmiş bir yiğit. Aynı zamanda çelik yay gibi fiziğiyle insana güven veren levent bir delikanlı. Ege yöresinin efeler diyarından, babasız büyümesine rağmen çalışkan, disiplinli, işini iyi bilen, küçüklerini seven, büyüklerini sayan, üstün gayretleriyle üniversiteyi dışardan bitiren, mesleğiyle ilgili ikinci üniversiteye devam eden, bir kamu sağlık kurumunda görev yapan mütevazı bir insan.
Görevine olan sadakati kadar seccadesine de sadakatli bir asker. Kısa dönem askerliğini yaptığı askeri okulun revirinde görevli. Kendisine ziyaretçisi olduğunu bildirdiler. Biraz sonra geldi, selamlaşıp kucaklaştık. Okul alanını gezdirdi, birlikte fotoğraf çektirdik. Her ikimizin de memnuniyeti oldukça yoğunlaştı. Hem arkadaşımı ziyaret etmekten, hem de 50 yıl önce hatıralarım olan bir yeri yeniden görmekten aldığım haz beni yeniden güçlendirdi. O’nun da memnuniyeti had safhaya yükseldi. Okulun camisinde birlikte namaz kıldık. Bu arada şöyle bir şey anlattı:
Bir gün revirde komutanı:
- Burada namaz kılınıyormuş. Kim burada namaz kılıyor?
Arkadaşım:
- Benden başka burada kimse namaz kılmıyor, ben namaz kılıyorum, demiş.
Etrafına araştırma nazarlarıyla bakan komutan:
- Yahu burada üzerinde namaz kılacak bir şey yok, sen neyin üzerinde namaz kılıyorsun deyince hemen resmi elbisesinin pantolon cebinden çıkarttığı, mendil şeklinde katlanmış seccadesini göstermiş. Komutanın ağzı kilitlenmiş, gözleri bir müddet cevap veren askerin üzerinde çakılı kalmış. Her ahval ve şartta ordunun Peygamber ocağı olduğunu ispat eden bu yiğit karşısında şaşkınlığı bir müddet devam etmiş.
Bu yiğitlerdeki inanç, vatan ve milletini canından aziz bilip şehitlik mertebesine çıkacak Mehmetlerin inancıdır. İşte bu sahneye şahit olan komutan, sağlık görevlisi olan askerinden yüreğinin merkezine şifalı bir iğne yiyerek oradan ayrılmış.
|