|
Durmuş GÖKTEKİN 
İki kişi bir araya geldiğinde, havadan sudan, gelen gidenden bir şeyler anlatmaya başlar. Sokakta rastladığım bir arkadaşım da giden ve gelenlerin arkasından küfretmeye başladı. Kendisini unutup, başkasına söylediği kötü sözlerle iyi işler yaptığını zannedenlerden biri. Bazıları vardır, ne kadar galiz küfrederse o kadar büyük işler yaptığını ve başarılı olduğunu düşünür. Karşıdakinin çalışarak o noktaya geldiğini hesaba katmaz. Çünkü adam kendini unutmuş hep dışındakilerle uğraşmıştır. Ben de:
- Kardeşim, sen hiç sığır, koyun, at, eşek gibi hayvanlardan güttün mü? Kış-yaz onlara baktın mı?
- Hayır, hiçbir hayvana ne baktım ne de çobanlık yaptım. Sadece bir defa evimizin avlusunda bir koyun görmüştüm diye cevap verdi. Bunun üzerine şöyle bir misal verdim:
- Görüp görmediğini sorduğum hayvanlar var ya, onlardan eşeği ele alalım. Eşeğin sahibi atalete düşmüş, duyguları karışmış, nefsinin peşinden giden zavallı bir adamdır. Kışın uzun sürdüğü bir bölgede bulunmaktadır. O uzun kış mevsiminde, hayvanına yedirecek otu, samanı, arpayı, yulafı yoktur. Çünkü yazın çalışıp hazırlamamıştır. Hayvan kış boyu açlıktan iyice zayıflamıştır. Bahar gelip havalar ısınmaya başladığında eşeğini meraya çıkarır. Hayvan güneşi görünce iyice mayışır. Yavaş yavaş otlamaya çalışır. O sırada ne kadar sinek varsa üstüne konar. Başlarlar hayvanın orasından burasından hortumlamaya. Zayıflıktan, güçsüzlükten ayakta zor duran hayvanın kuyruğunu bile sallayıp sinekleri kovmaya mecali kalmamıştır. Sinekler de gayet rahat bir şekilde, eşeğin mevcut halinden istifade eder. Ne zaman canı isterse o zaman uçar gider, bir başka zayıf eşeği bulur sırtına konar. Allah’ın koyduğu kanun böyledir.
Merhum Mehmet Akif Ersoy, Safahat’ın altıncı kitabının, Asım bölümünde eşek semer hikayesini şöyle anlatır:
“Eşeklerin canı yükten yanar, aman, derler, / Nedir bu çektiğimiz dert, o çifte çifte semer! / Biriyle uğraşıyorken gelir çatar o biri; / Gelir ki taş gibi hain, hem eskisinden iri. / Semerci usta geberseydi…değmeyin keyfe! / Evet, gebermelidir inkisar edin herife! / Zavallı usta göçer bir gün akıbet, ancak, / Makamı öyle uzun boylu nerde boş kalacak? / Çırak mı, kalfa mı, kim varsa yaslanır köşeye; / Takım biçer durur artık gelen giden eşeğe, / Adam meğer acemiymiş, semerse hayli hüner; / Sırayla baytarı boylar zavallı merkepler. / Bütün o beller, omuzlar çürür çürür oyulur; / Sonunda her birinin sırtı yemyeşil olur. / “Giden semerciyi, derler, bulur muyuz şimdi? / Ya böyle kalfa değil, basbayağı muallimdi. / Nasıl da kadrini vaktiyle bilmedik, tuhaf iş: / Semer değilmiş o rahmetlininki devletmiş!” / Nasihatim sana: herzeyle iştigali bırak! / Adamlığın yolu nerdense, bul da girmeye bak! / Adam mısın: ebediyyen cihanda hürsün, gez; / Yular takıp seni bir kimsecik sürükleyemez. / Adam değil misin, oğlum, gönüllüsün semere; / Küfür savurma boyun kestiğin semercilere.!”
Çalışıp kalkınmayan, iyilerine ve değerlerine sahip çıkmayan insanların, yattığı yerde başkalarına kızıp küfretmesi, üzerindeki zulmü kaldırmaz! Bunlar sadece nefsin hoşuna giden tutum ve davranışlardır. İnsan akıl ve ilim yoluyla bunları anlamalı. Kendini ve kendisine emanet edilenleri kollayıp, korumalı. Dua ederken: “Allah’ım beni bana faydalı eyle” demelidir. İyilere sahip çıkmalıyız yoksa kötülerin eline kalırız.
|