|
Durmuş GÖKTEKİN
Halk dilinde “konuşandan ziyade dinleyen arif (anlayışlı ve sezgili) olmalıdır” sözü vardır. Demek arif olanlar hep dinlemeyi tercih ediyorlar. Anlayışlı ve sezgi sahibi insanlar aynı zamanda zariftirler. Pasif gibi görünmeleri yaptıkları işten değil iç derinliklerinden olsa gerek. Hattızatında onlar dıştan pasif, içten aktif insanlardır. Dinleyen konuşandan daha güçlüdür. Çünkü dinleyen konuşanla bağlantı kurduğunda, hatip kendisine değer verildiğini kabul eder.
Konuşan herkes dinlenmeyi sever. Küçük çocuklar konuşurken, elleriyle anne veya babalarının yüzlerinden tutarak kendilerine çevirmeye çalışlar. Bunun manası “Konuşuyorum beni dinle” demektir. Dinlendiğini görünce önemsendiğini anlar.
Dinlemek, konuşanı derler toplar, bir nevi fikirlerini düzenler. Dinleyici karşısında fikirlerimiz yola girer, karışıklıktan kurtulur, ahenk bulur. Yanlış ve doğrularımızı fark eder düzeltiriz. Hatipliğin önemli olduğunu söyleyenler vardır. Dinleyici olmasa hatibin ne önemi olur. Demek ki iki zıttan bir sonuç çıkıyor. Çünkü Allah her şeyi çift yaratmış! Hayatı veren, ölümü vermiş. Sonuç ebediyet. Gelmek, gitmenin başlangıcı değil mi? Dinleyicisi olmayan bir hatip gören var mı?
Sabahları sahilde yürüyüş yaparım. Kordon boyunda gördüğüm emniyet mensuplarını selamlamadan geçmem. İçimden onlara karşı, “siz benim için varsınız, ben de sizin için varım” diye geçiririm. Bu tarzda herkes, “güneş benimdir, benim içindir” diyebilir. Bu düşünce güneşten bir şey eksiltmediği gibi kimseyi de egoistleştirmez. Sevgi ve şükrün kaynağı olmaya devam eder.
Demek her şey bir diğeri için vardır! Yol, yolcu için, hayat, ölüm için, dünya, ahiret için, suç, ceza için, hak, adalet için ve hakeza… Her şey birbirini tamamlar bir sonuca götürür. Gerçek sonuç murad-ı İlahidir.
Hatibin konuşması heybesindekini satışa çıkarmasıdır. Hatibi dinlemek onun fikir birikimini boşaltır. Yani dinleyen, hatibin bunları yapmasına vasıta olur. Bir nevi birbirlerinin yardımcıları gibi çalışırlar. Her iki taraf da haz ve rahatlık duyar. İnsanların birbirleriyle konuşması bir ihtiyaçtır. Hasta doktor ilişkilerinde, hoca talebe münasebetlerinde çok önemlidir konuşmak. Doktor konuşur, hasta dinler ve yüzde elli tedavi olur. Hoca konuşur, talebe dinler, bilmediklerini öğrenir. Yani dünya bir pazar yeri gibidir. Satan ve alan vardır burada.
Sorular, konuşanda olmayan fikir ve düşünceleri de arayıp bulmasını temin eder. Yani müşterinin talebi, satıcıya yeni şeyler buldurur. Bir nevi sorularla karşımızdakinin zihin pazarında dolaşır, onu elinde olmayan malları bulmaya zorlarız.
Aynı zamanda dinlemek insanı zenginleştirir. Çünkü insan dinleyerek bilgisini çoğaltır. Dinleyen konuşandan daha çok öğrenir. Bu bakımdan istihbaratçılar daha çok dinlerler.
Konuşma, dinleme, yazma ve okuma insan olmanın ilk şartlarındandır. İnsanlar konuşa konuşa anlaşır sözünü unutmamalıyız. Okuyanı olmayan yazar, tohumu olup da tarlası bulunmayan çiftçiye benzer. Çiftçinin elinde en kaliteli tohumlar da bulunsa ekecek tarla olmayınca ne işe yarar. Fakat şunu da unutmamak lazım. Siz çiçek yetiştirirseniz arılar sizin çiçeğinizi bulur, nektarını alır, kovanında bal yapar. Arıyı çiçeğe koşturan bal özüdür. İnsanı ardından koşturan Hak sözüdür.
|