|
Durmuş GÖKTEKİN
İtaat, söz dinleme, boyun eğme, buyruğa uymak demektir. Kâinat nizamı içinde itaat fıtri olup, her varlık yaratıcının emrini dinler, O’na boyun eğer. Elma ağacı elma verir. Güneş doğar, batar. Emre uyar, emri vereni dinler. Kayıtsız şartsız itaat eder. İtaatsızlık, kafa tutmak, baş kaldırmaktır. Önceleri karşı çıkıp, sonra itaat edeceğini bildirene MUTİ, itaat edilene de MUTA denir. Yani memur amir meselesinde olduğu gibi.
İtaat ve itaatsızlik insanın fıtratında bulunan birbirine zıt özelliklerdir. Aynı zamanda her ikisi de lüzumludur. İnsan bu özellikleri sayesinde, bir otoriteye bağlanabilir, devlet kurabilir, birlikte hareket edebilir.
İnsanların toplu halde yaşayabilmesi, ilişkilerinin sağlıklı yürüyebilmesi, huzur ve güven içinde yaşayabilmeleri, bir takım düzenlemelerin varlığına bağlıdır. Bu düzenlemeler olmadan fert ve toplumun huzur ve güven içinde mutlu bir hayat yaşamaları mümkün olmaz. Mevcut otoriteye itaat olmadıkça, yapılan kanuni düzenlemeler, örf ve adetler de geçerli olmaz. O bakımdan itaat mutlaka gereklidir.
Kime ve kimlere itaat edileceğine gelince; elbette itaate kim layıksa ona itaat etmek, boyun eğmek ve emrini dinlemek gerekiyor.
Buna göre itaat edilecek en büyük otorite Âlemlerin Rabbi olan Allah’tır. O’na itaat her itaatten önce gelir. O’nun emirleri her şeyden önce gelir ve bütün emirlerin üstündedir.
Kendisinden başkasına itaat, ancak O’nun izniyle ve müsaade ettiği ölçüde olabilir.
Kur’anda; ey iman edenler, Allah’a itaat edin, Peygambere ve sizden olan ululemre itaat ediniz, buyrulmuştur. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz, (Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız) onu Allah’a ve Resule götürünüz. Bu hem daha hayırlı ve hem de netice daha iyidir. (Nisa, 4/59)
İtaat önce Allah’adır. Müsaade ettiği ölçüler içinde başkasına itaat da O’na itaattir. Her şeyden maksat O’nun dediğinin tahakkuk etmesidir. Allah, Peygambere de itaat etmeyi emrediyor. Kim Peygambere itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.
Allah’a itaat etmenin bir çeşidi de anne ve babaya itaattir. İtaatte sıra; Allah, Peygamber, anne ve babadır. Anne ve babanın değeri bizim dünyaya gelmemize sebep olmasındandır. Onun için anne ve babaya öf bile dememek gerektiğini Allah bildiriyor.
İtaatte kolaylık, rahatlık, huzur ve güven vardır. Bir anne çocuğunu sırtına alır, suyun bir tarafından diğer tarafına geçirir. Çocuğu ona itaat ettiği için, kolay, rahat ve güven içinde karşı tarafa geçmiştir. Çocuktaki teslimiyet yüzünden anne kendini ateşe atma cesareti gösterir. Meyyit gassala nasıl teslim olmuşsa Müslüman da Allah’a öyle teslim olmalı ki asrısaadet meydana gelsin. Asrısaadetteki Müslümanların hali böyleymiş.
Hayvanlar programlandıkları şekilde hayatlarını devam ettirirler. Yani fıtratlarına uygun olarak yaşarlar. Her hayvan kendine has ses çıkarır. Ama insan, tanıyıp bildiği bütün hayvanların sesini taklit edebilir. İnsandaki üstün yetenek bunları yapmaya elverişlidir. Allah suya akma kuralı koymuş, bunu değiştirmiyor. Yine suya kaldırma kanunu koymuş, hakeza bu da değişmiyor. Ne emredilmişse o yapılıyor. Ama insan imtihana tabii olduğu için itaat etmeyebiliyor. İtaat etmeyip baş kaldıranların cezası hem dünyada hem de ahirette veriliyor.
İnsan hak ve hakikati anlasın diye Allah her şeyi zıddıyla yaratmış. İtaatin karşılığı mükâfat, itaatsizliğin karşılığı cezadır.
Akıl sahibi insanı yaratan ona kitap ve peygamber göndermiştir. Ne var ki insan, kendine aklı verene itiraz ederek nankörlük edebiliyor. Dikkat ettiğimizde anlıyoruz ki insan akıl ile Rabb’ini inkâr ederek Rabb’ine şerik oluyor. Bu da bize gösteriyor ki Cennet ucuz değil cehennem de lüzumsuz değil. Ne büyük bir çelişki ve garabet ki verilenle, veren inkâr ediliyor! Böylece inkâr ve itaatsizlik, insanı cehennem gibi bir ceza ile karşılaştırıyor.
|