|
Durmuş GÖKTEKİN
“Yollar çoğaldı artık, yolcular buldu vaha,
Yolcular gitmese de yollar gider Allah’a”
Mısralarının yazarı, Hocam Hekimoğlu İsmail’i 1962 yılının Eylül ayında, gökyüzünde tanıdım. Uzun yıllar O’nun yörüngesinden ayrılmadım. İlk kitabı Minyeli Abdullah romanının yazılışında ve diğer çalışmalarında, lütfedip beni de kendilerine hemdert ettiler.
Kendisini tanıdıktan sonra, on yıl dini ve ilmi öğrenim dönemi yaşadık. Evden ders için çıktığımızda; “Kardeşim, gittiğimiz yerden dönüşümüz eve değil karakola olabilir, ona göre gelin” diye ikaz ederdi. Çünkü o dönemde ders yapılan yerlere baskınlar yapılıyor ve karakola götürülüyordu. Okuduğumuz kitapları, yaptığımız çalışmaları saklamak zorundaydık. Hocam Hekimoğlu, yazdığı kitapları ve notlarını kuyularda ve döşeme altlarında saklardı. Ben de evimin bahçesine gömmüştüm. Kitap ve notlar orada uzun zaman kalmıştı. Hocamın Maznun adlı romanında; dolma tenceresinin dibinde, dini içerikli bir şeyler arayan asayiş memurlarının olduğunu okuyanlarınız olmuştur belki.
Gözyaşlarımız kalemine mürekkep oldu. Çilesini çekmediğin davanın sahibi olunmaz düşüncesiyle birlikte yürüdük. Bir hakkın veya hak kelamın bir insana ulaşması O’nun derdiydi. Derdinin dermanını ararken bir ara yolu hapishaneye düştü. Yazdığı bir yazıdan dolayı 11 ay mahkûm edilmişti. Fikirleri işkence çilesiydi. Ama O, onları Mukaddes çile olarak görüyordu. Derdini seviyordu. Bu anlayışla Türkiye’nin pek çok yerini birlikte dolaştık.
1966 yılında, Hocamın fikriyle ve Hocamla birlikte gönüllü üç kişiydik. Cağaloğlu Meydanında, Yeşilay Cemiyeti binasının bodrum katında, satılmadığı için bayilerden iade gelen gazeteler varmış. Onları tatil günlerinde çalışarak, Türkiye’nin köy hocalarına, postaladık. Her türlü posta vesaire masrafları cebimizdendi. Ta ki o gazetede yazılan bir hakikatten o köy insanlarının haberi olsun.
1975’de Türdav Basım Yayım Anonim Şirketi’ni kurduk. Hedefimiz millete fikren hizmet etmekti. Ben, bir cirmime bakıyor bir de Cağaloğlu’nu ve üniversiteleri düşünüyordum. Buralarda bulunan irili ufaklı insanlar arasına nereden gelip katılmıştım. Şaştıkça şaşıyor ve vecd halinde çalışıyordum. Bu canhıraş çalışmalarımın muharriki Hocam Hekimoğlu İsmail’in fikirleriydi. Divan Yolu Cad. Fetih Sokak, Fetih Handa tuttuğumuz 10 metre karelik bir odada başlayan yayımcılık serüvenimiz Çatal Çeşme Sokak ve Alayköşkü Caddesi Sıdıka Batu İş Hanında devam etti. Birkaç sene sonra ara işleri için yanımıza bir elaman aldık. Temizlik, getir götür, çay vesaire işlerine bakacak vasıfsız bir insandı. Bir gün baktım Hekimoğlu Hocam tuvaleti temizliyor. Ben hayretle, “Ağabey ne yapıyorsun, Mehmet Bey temizlese ya” dedim. Arkasından sahabeden bir örnek veren Hocam, “Kardeşim, önce ben yapmalıyım ki sonra o yapsın” dedi. “Bitmeyen işleriniz varsa bana verin” derdi. Taassup göstermez, ihatalı düşünürdü. “Biz, kelimelerin hamalıyız; vazifemiz, hak sözleri istenilen yerlere taşımaktır” der, konuştuklarını ve yazdıklarını yaşardı. İzahtan çok, ispat ederdi. Düşünceleri münazaasızdı. Millet ve devletinin mevlevisiydi.
Ölüler Diriliyor konulu seri konferanslarına başladığında çağrılan her yere gider masraflarını kendimiz karşılardık. Diyarbakır’a uçakla gittik. Urfa ve ilçelerinde konferanslar verdi. Projeksiyon ve perdemiz vardı. Konuyla ilgili olduğu için masada soğan, patates, ekmek, elma armut gibi yiyecekler bulunuyordu.
Temsilde çok hassastı. Hakta iddialıydı. Niçin Alman’ın pensesi sağlam olsun da Türk’ün pensesi olmasın fikri iddiasıydı. “İmkân verilince her insan her işi yapar” der ve herkese yaptığı işi en iyi şekilde yapmasını tavsiye ederdi.
Fikrin mahkûmu olmaz,
Rengi yoktur ve solmaz.
Hedefe ulaştılar,
Hapsedenler şaştılar.
|