|
Durmuş GÖKTEKİN
Doğru ve çalışkandı. Bu meziyetleri onu, tok sözlülüğe, dik başlılığa itmişti. Halbuki çalışandan önce itaat istenir, sonra öteki meziyetlerine bakılırdı. Doğru olmak herkes için bir sorumluluktu. Kötülük yaygınlaştığı için doğruluk meziyet haline gelmiş. Şimdi herkes doğruluğu sermaye olarak kullanıyor. İnsandaki iyi meziyetler onun manevi zenginliğidir. Ama bu zenginlik diğer kuralları ortadan kaldırmamalı. Her şey hak ölçüler içinde kullanılırsa güzeldir. Aksi halde iyilikler kötülüğe döner. İnsan kabul görecek bir meziyetini redde çevirmemelidir. Çalışan bir kişinin durumunu öğrenmek istiyorsanız, çalıştığı iş yerinde kaç sene çalıştığını öğrenin yeter. Doğru, çalışkan ve itaatkar insanı kimse işten çıkarmaz.
Ali çalıştığı işten çıkarılmış. Durumu babasına anlatınca babası eve almamış. Gidecek bir yeri olmadığından aklına vefalı bir arkadaşı gelmiş. Onun evine gitmiş. Arkadaşı misafirleriyle sohbet ediyormuş. Aynı zamanda yemekteymişler. Ali de aralarına katılmış. Ev sahibi sohbet esnasında “beterin beteri vardır. İnsan içinde bulunduğu duruma şükretmeli” demiş. Bu söz birkaç defa tekrar edilince, Ali içinden; “ Arkadaşım senin tuzun kuru, sevenlerin yanında, yemeklerin önünde, keyfin yerinde elbette şükredersin. Ya ben ne yapayım?” diye içinden geçirmiş.
Ev sahibi Ali’nin içindeki sıkıntıyı sezmiş. “Kardeşim sen de içinde bulunduğun sıkıntıya şükret. Çünkü beterin beteri vardır” demiş.
Ali daha fazla dayanamamış:
- Arkadaşım sen ne diyorsun, ben çok kötü durumdayım. Hem işten, hem
de evden kovuldum. Arkadaşı pek aldırış etmemiş. Aynı sözleri tekrar etmiş.
- Beterin beteri vardır. Sen yine de haline şükret.
Ali, susmuş, cevap vermemiş. Fakat fazlasını da hayal edememiş. Babasının
affedeceğini düşünerek tekrar evine gitmiş, kapıyı çalmış, perişan ve pişman olduğunu, eve alınmasını söylemiş. Fakat babası kapıyı açmamış ve Ali’yi içeri almamış. Vakit geçmiş, hava çok soğuk, üşümeye başlamış. Kuytu bir yerde kıvrılmış beklerken, yoldan geçen polisler Ali’yi görmüşler. Durumundan şüphelenmişler. Eşkali de aradıkları bir hırsıza benzediğinden hemen alıp karakola götürmüşler. Sabahı nezarette, ipsiz sapsız insanların arasında geçirmiş. Arkadaşı duyunca ziyaretine gitmiş. Hal hatır sormaya zaman kalmadan Ali feryat figan başına gelenleri anlatmaya başlamış.
- İşten oldum, evden de kovuldum. Şimdi de nezaretteyim, demiş.
Arkadaşı sözünü keserek:
- Beterin de beteri vardır diye tekrar etmiş. Aldırış etmeden Ali’nin
yanından ayrılmış. Ali konuşmaya devam etmiş. Hiç yoktan hırsız damgası yedim. Üstelik berbat insanların arasına düştüm.
İlk gece nezarette kavga çıkmış. Ali oturmuş, bir kenarda seyrediyormuş. Görevliler gelmiş, kavga Ali geldikten sonra çıktığı için kavgayı Ali’nin başlattığını zannederek, Ali’yi tekme tokat alıp tek kişilik bir hücreye kapatmışlar.
Arkadaşı Ali’yi ziyarete gitmiş. Bakmış ki Ali’yi hücreye kapatmışlar. Ali ağlayıp sızlayıp sıkıntılarını anlatmış. Yine arkadaşı:
- Sabret beterin beteri vardır diye tekrar etmiş. Ali şaşkınlıktan
ağlamayı bile unutmuş.
- Ne sabrı be kardeşim sabır taşı olsan yine çatlarsın diye cevap vermiş.
Arkadaşı tebessüm ederken, Ali alabildiğine sinirlenmiş. Fakat bir şey
diyememiş. Arkadaşı ayrıldıktan sonra iyice asabileşmiş, sağa sola tekmeler savurmaya, kırıp dökmeye başlamış. Görevliler gelmiş, bakmışlar, herhalde yalnızlıktan sıkılmıştır diyerek yanına bir dinsiz tutukluyu koymuşlar. Tek kişilik bir hücrede iki kişi olmuşlar. Geceyi beraber geçirmişler. Fakat dinsiz, kir pas içinde aylarca temizlenmemiş üstelik hastalıklı sabaha kadar inleyip sızlamasından Ali uyuyamamış.
Sabah olunca yine arkadaşı Ali’nin ziyaretine gelmiş.
- Ooo ne kadar güzel bir de arkadaşın olmuş. Artık yalnızlıktan
sıkılmazsın diye takılmış Ali’ye.
- Ne arkadaşı, böyle arkadaş olmaz olsun. Herif leş gibi kokuyor, üstelik hasta, kusuyor, altına yapıyor. Arkadaşı bir şey söylemeden yanından ayrılmış.
Ali, hücrede tek başına kalmaya razı olmuş ama iş işten geçmiş. Görevliler:
- Ali, bundan sonra buranın ve arkadaşının temizliğini sen yapacaksın deyip gitmişler.
Ertesi gün nezarettekiler iki gruba ayrılmış. Aralarında çıkan kavga yüzünden birbirlerini telef etmişler.
Yine arkadaşı ziyaretine gelmiş. Bakmış ki Ali, bir yandan hücreyi diğer yandan dinsizi temizliyor. Diğer yandan da dualar ediyormuş.
- Sen haklıymışsın arkadaşım. Ben bu hasta dinsize baktım, iyi davrandım, hizmet ettim. O da benim halime bakarak Müslüman oldu. İyi ki yanımda ölmedi. Yoksa beni katillikle suçlarlardı, bu hücreden kurtulamazdım. Kavgadan da kurtulmuş oldum. Eğer kavganın içinde olsaydım ben de ölürdüm diyerek arkadaşını haklı bulmuş. Arkadaşı gülümseyerek:
- Bak, beterin beteri olduğunu şimdi anlamışsın. Müjdeler olsun! Memurlardan duydum. Gerçek hırsız yakalanmış…
Ali, biraz sonra beterin beteri olduğunu yaşayarak karakoldan çıkarılmış.
|