|
Durmuş GÖKTEKİN
Okul bitirmiş genç bir ayakkabıcıymış. Küçük bir dükkanda sipariş üzerine iş alır, ısmarlama ayakkabı yaparmış. Kazancı az da olsa o, haline hep şükreder, gece gündüz durmadan çalışırmış. Soğuk bir kış gecesinde dükkanında çıkan yangın hayatını alt üst etmiş. İşi gitmiş, parası bitmiş. Aylarca işsiz kalmış. Bu arada hamallıktan bulaşıkçılığa varıncaya kadar pek çok iş yapmış, para kazanamamış. Evinin kirasını ödeyemeyince ev sahibi evden çıkarmış. Eşyalarını bir torbaya doldurmuş parkta yaşamaya karar vermiş. İş bulmak için gezip dolaşmaktan ve açlıktan dermanı kalmamış. Çıplak ayaklarını altına almış, parktaki kanepede oturmaya başlamış.
İtilip kakılan, evden atıldığı anlaşılan bir ihtiyar efkar dağıtmak için parkta dolaşıyormuş. Zengin biri olduğu halinden belliymiş. Ayakkabıcının gözü, ihtiyarın ayağındaki kaba saba ayakkabıya ilişmiş. “Zavallı adam, acaba bu ayakkabıyı kime yaptırdı” diye düşünmüş.
Yaşlı adam, kanepede ayaklarını altına almış, titreyen ayakkabıcının yanına yaklaşmış: “Sana ayakkabılarımı verebilirim” demiş. Ayakkabıcı: -“Teşekkür ederim, güzel malzemeden size yakışmayan kocaman bir ayakkabıyı kim yaptı” demiş.
Yaşlı adam bu cevaba hayli şaşırmış. Çok para ödediği halde ayakkabının kendisine yakışmadığı hiç aklına gelmemiş.
İhtiyar: “Soğuktan ayakların donmuş, sen nasıl duruyorsun” diye hayretini gizleyememiş. “Ben ayakkabıcıyım” cevabını alınca ihtiyar, ayakkabıcıyı alıp götürmüş. Ayakkabıcıya yaşayabilecek maddi imkanlar sağlamış ve bir ayakkabı dükkanı açmış. İhtiyarın tek isteği, ömrü boyunca giyeceği ayakkabılarını yapmasıymış.
Adam, yeni işinde deliler gibi çalışmış. Bir yandan da ihtiyar çevresindeki iş adamlarını, ayakkabıcıya müşteri olarak getirmiş. Zaman içinde ayakkabıcı meşhur bir marka oluşturup zengin olmuş.
İhtiyar bir gün ayakkabıcıyı ziyarete gitmiş. Ayakkabıcı yaptığı bir iş bağlantısı için yurt dışına gidecekmiş. Uçak kalkış saati de yaklaşmış. Görüşme sırasında ihtiyar birden fenalaşmış. Ayakkabıcı bir ambulans çağırıp, ihtiyarı hastaneye yollamış. Kendisi süratle hava alanına gitmiş.
İhtiyar krizi atlatmış, yatmaya devam etmiş. Bu arada ayakkabıcı bir defa telefonla aramış. Ama ihtiyar onu hep bekliyormuş. Para hırsı, ayakkabıcıyı oraya buraya koştururken, bir türlü ihtiyarı ziyarete gidememiş.
Aradan uzun süre geçmiş. Bu defa da mahcubiyetten ihtiyarı ziyaret edememiş. Bir süre sonra ayakkabıcının işleri bozulmuş, fabrikalarını kapatmış, elinde sadece küçük bir dükkanı kalmış. Aklına ihtiyar düşmüş. Nerede yanlış yaptığını öğrenmek için yola koyulmuş, ihtiyara gitmiş. İhtiyar yine de bir şey demeyip ayakkabıcıyı kabul etmiş. “Şu anlatacağım hikayeyi dinledikten sonra kalkıp gideceksin” demiş ve başlamış anlatmaya:
“Bir zamanlar ormanda, kulübede fakir bir oduncu yaşarmış. Odun keserek geçimini temin edermiş. Günün birinde kulübesinde çıkan bir yangınla bütün orman kül olmuş. O bölgede bulunan insanlar oduncuya güvenmedikleri için iş vermemiş. Oduncu da tasını tarağını toplayıp binmiş eşeğine düşmüş yollara. Ağaçların arasından geçerken, kendisine birinin seslendiğini duymuş. Başını kaldırıp bakınca karşısında bir bülbül görmüş. Bülbül oduncuya: “Senin haline çok üzüldüm. Şimdi sana bir sihir yapacağım eşeğin güzel şarkılar söylemeye başlayacak sen de ondan para kazanacaksın” demiş. Eşek de gerçekten güzel şarkılar söylemeye ve gösteriler yapmaya başlamış.
Oduncu, köy köy, kasaba kasaba, şehir şehir dolaşmış, eşeği gösteri yapıp şarkılar söylemiş ve bol bol para kazanmış. Eşeği de dillere destan olup meşhurlaşmış. Bir gün oduncu bülbülün zorda kalıp yardım istediğini duymuş. Dağ kedisi bülbülü yakalamış yemek üzereymiş. Bunu gören oduncu; bir kazanacağı parayı, bir de kedinin ağzındaki bülbülü kurtarmayı düşünmüş. Para kazanmak işi ağır basmış, arkasını dönüp yola devam etmiş. Gösteri yapacağı yerde halk toplanmış oduncuyu bekliyormuş. Salmış eşeği meydana. Şarkılar söyleyip, kıvrak hareketleriyle gösteri yapan eşeği hiçbir şey yapamaz hale gelmiş. Her şeyi unutmuş. Yalnız eşekliğini hatırlayıp, başlamış anırmaya!
Halk, oduncuyu şarlatancılıkla ve aldatılmayla suçlayarak oduncunun üzerine yürümüş. Oduncu kızgın halkın elinden canını zor kurtarmış. O zaman bülbül ölünce büyünün bozulduğunu anlamış. İhtiyar, ben de senin bülbülündüm. Sen beni öldürdün büyü de bu yüzden bozuldu. Keşke güzel ayakkabıları yaparken dost bağını koparmasaydın” diyerek hikayeyi bitirmiş. Ve ayakkabıcı çıkıp gitmiş. Çünkü söyleyecek bir şeyi kalmamış.
Yalnızlık dayanılmaz bir acı, duvarlara baka baka bir dost arayışıyla beklemek kötü. Gece saatin tıkırtılarında teselli olmak tek çarem. Hayırlı günler, iyi akşamlar olsun diyen biri olmalı yanımda. Bir telefon sesi dolaşmalı kulağımda. Bir bardak çayı karıştırıp içerken doyasıya, yanımda bir kişi olmalı ve sormalı, şekerli mi içersin diye ara sıra.
Kimse bilmez yalnız yaşayanın halini. Sessizlik nasıl korku verir insana. İnsan nasıl konuşur kendi kendine. Aynalar arkadaşı olur. Bir cana hasret olduğunu yalnız kendi bilir.
|