Skip to content
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color grey color

Risale-i Nur Akademisi

Anasayfa arrow Yazarlar arrow Durmuş Göktekin arrow ŞÜKÜR VE PAYLAŞIM
ŞÜKÜR VE PAYLAŞIM PDF Yazdır e-Posta
Tuesday, 28 July 2009

Durmuş GÖKTEKİN
Hayatımda bulunan her şeyin değerini bilmeliyim! Sevdiğim insanlar, sağlığım, işim ve sahip olduğum her şey için şükretmeliyim! Şu anda bulunduğum yerden hoşnut olmayabilirim. Ama şunu iyi bilmeliyim ki, benim yerimde olmak isteyen binlerce insan var!

Gelirim mi az, benden daha az geliri olanlar var. İşim mi yok, sokakta dolaşan boş insanlar var! Ayağımda ayakkabım mı yok, ayağı olmayan pek çok insan var. Hastalık ve ağrılardan mı şikâyet ediyorum, ölümle pençeleşen insanlar var! Kilom mu artmış, kilo fazlalığından yürüyemeyenler var. Çocuklarım mı yaramaz, çocuklarını kaybedenler var. Şikâyetlerim mi var, başkalarının daha çok şikâyetleri, daha çok acı hikâyeleri var!

Göçük altından sağ olarak çıkarılan bir insanın eşine; “Bundan sonra ne yapacaksınız? diye sorsalar, tereddüt etmeden: “Bundan sonra hayatı, eşimle dolu dolu yaşayacağım” olacaktır. Dolu dolu yaşamak için; büyük tehlikeler ve kayıplar mı yaşamamız lazım? Hayatın değerini elimizdekini kaybettikten sonra mı anlamalıyız? Eşimiz kapıyı vurup gittiğinde mi veya öldüğünde mi onun değerini öğrenmeliyiz? Hayatın her an değerli olduğunu akıldan çıkarmamalıyız!

 6.5 milyarı geçen dünya nüfusunun 2 milyara yakını açıkta yaşıyor. 4 milyardan fazla insanın günlük geliri 1 doların altında. Bugün kendimizi Amerika ve Avrupa ile kıyaslıyoruz. Bunlar ileri gitmemiz için önemli olabilir. Fakat şikâyetlerimizin çoğunda ne kadar haksız olduğumuz ortada. Bunları düşünüp şükretmeliyiz!

 Geçmişe göre daha iyi evlerde oturuyoruz. At, eşek, katır yerine lüks  otomobillerimiz ve taşıt araçlarımız var. Bugün daha çok kazanıyoruz. Ziraatçılığımız makineleşmiş. 50-60 sene önce yapılan işlerle bugün yapılan işlerin karşılaştırmasını yapabilen yaşta olanlar bunu daha iyi anlayabilirler. Kaydedilen maddi ilerlemenin yanında insanı değerlerimizden kaybettiklerimiz var. Her şey iyiye gidiyor görünüyor. Fakat mutsuz yaşıyoruz. Bu kadar varlık içinde, neden hiçbir şeyden zevk almıyoruz? Neden tatminsiziz? Çünkü şükretmiyoruz, sahip olduklarımızın farkında değiliz! Ruhumuzu ihmal etmiş, bir köşede garip bırakmışız. Can çekişen ruhla bu kadar hayat yaşanabilir. Ruhlarımızın ihtiyacını gidermiyoruz. Bizi tatminsizliğe, doyumsuzluğa, şikâyetlere sürükleyen sebep,  ruhlarımızın İlahi mesajdan uzak olmasıdır!

 Sürekli sahip olamadıklarımızın kaydını tutuyoruz. Neden kendimize dönüp, sahip olduklarımızı şükürle artırmıyoruz. Siz birisine iyilik yapsanız. Dönüp size teşekkür etmese, daha fazlasını istese, size kızsa, sizi suçlasa; o kişiye bir daha yardım eder misiniz? Etmeyeceğiniz malum! Peki, sahip olduklarımızın kıymetini bilmez, sürekli şikâyet edersek, daha fazla istemeye hakkımız olur mu?

 Çalıştığımız yerden, işverenden, iş yerinde çalışanlardan memnun değilsek, işten çıkmak istiyorsak, durup bir daha düşünmeliyiz! Kapıda sıra bekleyen yüzlerce insan olduğunu! Karşı dağlar hep yeşil görünür insana. Kendimizi aldatmayalım! Bulunduğumuz basamağı yükseltmeye çalışalım. Yağız at yemini artırır, sözünü unutmamalıyız.

 Mutluluk bir yerde bağlı değildir. İnsan, şükür ve kanaatle, sahip olduklarıyla mutlu olabilir, keyif alabilir.  

 Küçük kedi durmadan kuyruğunu kovalıyormuş. Yakalayamadığı için daha fazla hırslanıp kızıyormuş. Bunu gören büyük kedi küçük kediye sormuş: “Neden kuyruğunu yakalamak istiyorsun?” Küçük kedi: “Bana kuyruğumu yakalarsam mutlu olacağımı söylemişlerdi de ondan” demiş.

 Büyük kedi gülmüş ve demiş ki: “Yıllar önce ben de senin gibiydim; kovaladım, kovaladım ama yakalayamadım. Bir gün kovalamaktan vazgeçtim ve yürümeye başladım. O benim peşimden geldi.” Alamadığımız, bulamadığımız şeylerin peşinden koşmamalıyız.

 Odasını genişletmek isteyen bir adam, evinin ara duvarını yıkmaya başladı. Birkaç tuğla çıkardıktan sonra gözleri hareket eden bir şeye takıldı. Etrafını açtı, bunun bir kertenkele olduğunu anladı. Hayvan kaçmıyor, olduğu yerde duruyordu. Baktı ayağından bir çiviyle tuğlaya çakılmıştı. Meğerse yıllar önce bir tablo asmak için çakılan çivi kertenkelenin ayağından geçmiş, onu tuğla arasında hapsetmiş. Adam, hayvanın bunca zamandır nasıl yaşadığını düşünürken, ağzında yemle bir başka kertenkele çıkagelmiş. Bu gerçek karşısında adam: “Acaba ben mi insanım bu kertenkele mi?” diye şaşkınlığını gizleyememiş. Sahip olduklarımızı paylaşalım. Paylaştıklarımızın maddi değeri önemli olmayabilir. Önemli olan samimiyet ile bir kırıntı verebilmektir. 

 Metropol şehirlerde çöp konteynerinden bir şeyler toplayarak geçimini temin eden insanlar vardır. Bir sabah parkta yaptıkları kahvaltıya davet edildiğimizde onların sofrasına oturmalıyız. Orada kendimizi şeref misafiri gibi hissedebiliriz. Bir başka zaman zengin birinin davet sofrasında ise fazla olduğumuzu düşünebiliriz.

 Korkup etrafımıza tel örgüler çekmeyelim. Hayattan kendimizi tecrit etmeyelim. Hayata teslim olalım, hayatla bütünleşelim. Her şeyimizi insanlarla paylaşalım! Paylaşım iyiliğin bir şubesidir. Ücretsiz üye olabilirsiniz! 
 

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Ekle!
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
kucult | buyut

busy
 
< Önceki   Sonraki >

web statistics