Skip to content
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color grey color

Risale-i Nur Akademisi

Anasayfa

İyilik ve Güzellik Rengi

Durmuş GÖKTEKİN
İnsan bulunduğu yere, yaptığı işe ve düşüncelerine göre boyanır, renk alır. (İp hangi renk kazanda bulunuyorsa onun rengini alır) Büyükler buyurmuş ki; tasavvufun dört kapısı vardır.
a.    Şeriat
b.    Tarikat
c.    Marifet
d.    Hakikat kapısı
Hakikat “gerçek” ‘e ulaşmak için bu kapıların tekek teker geçilmesi lazım.

Mevlana’ya öğrencilerinden biri sormuş:
- Bu dört kapı meselesini ben pek anlayamadım
Mevlana da:

- Karşı medresede…     Devamı...

Aile Gemisini Yüzdürelim

Durmuş GÖKTEKİN
Birbirlerini severek, isteyerek evlenen insanlardan bazıları bir müddet sonra boşanıyor. Bundan en çok çocuklar zarar görüyor. Onlar ömür boyu o zulmün izlerini taşıyor. Evlilik fıtri olup, insan donanımındaki duygu ve dürtülerin hareketiyle başlayan, son nefese kadar devam eden bir zaman dilimidir. Evliliğe niyet eden gençler; hissiyat ve duygularının yanı sıra, aklı ve ilmi ön planda tutup, evlilik işlemini gerçekleştirmelidir. Aksi halde hissiyatın akla galip geldiği o dönemde meydana gelen dalgalanmalar içinde boğulabiliyorlar.

Bitmeyen ve…     Devamı...

İnsan ve Nizam

Durmuş GÖKTEKİN
Her şey insanla ilgili. İnsanı yaratan kainatı yaratmış. Kainat bir nizam içinde işleyişini devam ettiriyor. İnsan, bu mükemmel nizam içinde kendi hayatını nizamsız bırakamaz, bırakmamalı! Dışımızda cereyan eden negatif ve pozitif fiiller içimizde de bulunmaktadır. Bunları akıl, ilim ve irademizle; negatif veya pozitif alanda kullanırız. Aleyhimizde kullanmamak için bir ölçü ve tartıya ihtiyaç duyarız. 

 Bu ölçü ve tartı İlahi hükümlerle birlikte sosyolojik yapımızla ilgili olarak kanunlar çerçevesindeki hükümlerdir. 

 Biz,…     Devamı...

Pirelenmek...

Durmuş GÖKTEKİN

Ömer Seyfettin Pire Hikayesi’nde şöyle anlatır:

Köpeğin sahibi, köpeğini bol bol yedirir içirir, besler ve her gün yıkar, temizler, parfümler. İnsana yapılacak hizmetten daha fazla hizmet eder.  Köpek de bu haliyle rahata alışır, miskinleşir, yattığı yerden kalkmak istemez, sürekli uyur. Uyanır etrafı bir kolaçan eder, yine uykuya geçer. Böylece yemek ve içmekten kesilir. Bu gidişle köpek hastalanır. Sahibi köpeği kucaklar veteriner, veteriner dolaştırır. Sonunda Avrupalı, ihtiyar bir veterinere götürür. Veteriner, köpeğe bakar, sahibine der…     Devamı...

Çırpınma Çıkamazsın

Durmuş GÖKTEKİN

İnsanı, doğru iken eğri hale getiren, yamultan, dünya yönüyle kanun ve nizamları çiğneten, ahiret yönüyle günah ve haramlara sürükleyen hep nefsi olmuştur. Bu yönüyle nefse karşı sürekli dik durmalı, ona boyun eğmemeli, teslim olmamalı. Son nefese kadar onu en büyük düşman kabul etmeli ve ona göre vaziyet almalıyız. İnsan iradesi, nefsine karşı tam teçhizatlı bir savaşçı gibi olmalıdır. Her irade bu güce sahiptir ve iktidarlıdır. Yeter ki kendi içinde tutarlı ve kararlı olsun! İnsan her zaman iradelidir.…     Devamı...

RAMAZAN AYI VE İBADET PDF Yazdır e-Posta
Sunday, 23 August 2009
M. Ali KAYA
Giriş:
Ramazan, seksen sene bir ibadet sevabı ve ömr-ü bakiyi temin eder. Ramazan içinde bir gece vardır ki, bu geceye yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Kadir Gecesi” adını vermiş ve “bin aydan daha hayırlı” kılmıştır. (Kadir, 97:1-3) Bin ay ise seksen üç sene yapmaktadır ve küsüratı da ebede kadar gitmektedir. Nur Talebeleri talebeliğe liyakati, ibadeti ve hizmeti ölçüsünde “teşrik-i mesai” ve “iştirak-i amal-i uhreviye” sırrı ile bütün “Nur Talebelerinin” manevi kazançlarına hissedar olur. Manen binler diller ile ibadet ve istiğfar ve dua ve tesbihat yapmaya hakiki uhuvvet ve ihlâs ile mazhar olur. (Emirdağ Lâhikası, 265; Tarihçe-i Hayat, 516)

Ramazan ayı, bu ayda tutulan oruç ve kılınan teravih namazları, sonunda yapılan bayram “Şeâir-i İslamdan”dır yani, İslam’ın alametlerindendir. Bu sebeple oruç tutan, iftar açan ve açtıran, sonunda “sadaka-i fıtrı” veren ve teravih namazı ile bayram namazını kılan mü’minlerin tümü “şeâir-i islamı ihya etme” şerefine ve sevabına ermektedirler. Bu mübarek ayda çocuklar dahil, kadın-erkek, yaşlı-genç bütün Müslümanlar en azından bayrama iştirak ederek bu mübarek ayın feyzinden bereketinden istifade etmektedir. Bu mübarek ay öyle bereketli ve feyizlidir ki dünyevi ve uhrevi her nevi faydasını herkes ister istemez hissetmektedir. İşin sadece bu yönüne bakıldığı zaman bu mübarek ayın faziletini kabul etmemek imkânsız hale geliyor. En azından on bir ay boyunca dine ve imana küfreden gazeteler ve medya kuruluşları dahi Ramazan Ayının bu feyzine iştirak ederek kendisini dindar olmak ve dini program yapmak mecburiyetinde hissediyor. 

 

1. Faziletli Geceler ve Günler:
Yüce Allah’ın faziletlerle donattığı ve ihsan ve ikramının, af ve mağfiretinin coştuğu bir sene içinde on beş gece vardır. Bu geceler kullar için bir nevi ticaret mevsimidir. Ahret için yaratılmış olan ve dünyada geçim ve diğer sıkıntılarından dolayı gaflet içinde olan bir kul için bu gün ve gecelerin önemi tartışılamaz. Kur’an lisanı ile “bir gecede seksen sene ömrü kazandıran” bir geceden gafil olmak veya önem vermemek ne derece büyük hata olduğu zaten açıktır. 

On beş gecenin altısı Ramazan ayındadır. Ramazan ayının son on gününün tek geceleri olan beş gece ve altıncısı ise Ramazanın on yedinci gecesidir. Bir rivayete göre Ramazan’ın on yedinci gecesi sabaha yakın Kur’an dünya semasına nazil olmuş ve yine Ramazan’ın on yedinci günü Bedir Savaşı olmuş ve Müslümanlar en önemli ve en büyük zaferini kazanmışlardır. Bu nedenle Abadile-i Seb’a-i Meşhure-i Sahabeden Abdullah b. Zübeyir (ra) Ramazanın on yedinci gecesinin “Kadir Gecesi” olduğunu söylemiştir. Diğer dokuz gece ise Muharrem ayının birinci ve onuncu gecesi, (Aşure Gecesi ve Günü) Recep ayının birinci Cuma gecesi, (Regaib Gecesi) Recep ayının yirmi yedinci gecesi (Miraç Gecesi) Şaban ayının on beşinci gecesi (Berat Gecesi) Ramazan Bayramı gecesi, Arefe gecesi ve Kurban Bayramı gecesi ve her Cuma gecesidir. Zilhiccenin onuncu günü olan Arefe günü ve gecesi için peygamberimiz (sav) “O günün orucu bir yıllık oruca denktir ve o gece ibadet de kadir gecesine denktir” (Tirmizi, Savm, 52) buyurmuşlardır.

Günlerden faziletli olanlar ise, on dokuz gündür. En şerefli gün hacıların vakfeye durduğu Arefe Günüdür. Bu gün peygamberimizin (sav) “Veda Hutbesini” okuduğu ve “Bu gün dininizi tamamladım, sizin için İslamı seçtim ve ondan razı oldum” (Enam, 5:3) ayetinin nazil olduğu şerefli gündür. Peygamberimiz (sav) “Hac Arefe’dir” buyurarak bu günün önemine dikkat çekmiş ve Arafat’da vakfe yapmayanın hacının olmayacağını ifade etmiştir. Bu gün Cuma’ya rastlarsa o hacca “Haccü’l-Ekber” adı verilir ki peygamberimizin (sav) “Veda Haccı" Haccü’l-Ekber olmuştur. Bu gün Arafat’da vakfede olanların oruç tutmamaları, hacda ve vakfede olmayanların ise oruç tutmaları efdaldir.

Aşure günü, Receb ayının yirmi yedinci günü, Şaban ayının on beşinci günü,     Ramazan’ın on yedinci günü ki bu gün “Bedir Zaferi” yaşanmıştır. Cuma günü, Ramazan bayramı günü ve Kurban bayramının dört günü ki bu günlere “Eyyam-ı Ma’dudat” (Bakara, 2:203) olarak Kur’an işaret etmiştir. Zilhicce’nin on günü ki bu günler için yüce Allah “Fecre ve on güne yemin olsun” (Fecr, 89:2) buyurarak bu on günün faziletine işaret etmiştir.

Yukarıda sayılanlar senenin faziletli günleridir. Haftanın faziletli günleri ise Cuma günü dışında Pazartesi ve Perşembe günleridir. Cuma gününün fazileti zaten açıktır. Bu konuda “Cuma Suresi” adı altında müstakil sure inzal buyrulmuş ve bu güne has “Cuma Namazı” emredilmiştir.

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde gün olarak açıkça “Cuma gününü” gece olarak da “Kadir gecesini” ay olarak da “Ramazan ayını” açıkça zikrederek bu günlere has ibadetleri de bizzat emir ve ferman buyurmuşlardır. Bu husus günlerden ve gecelerden bazılarının diğerlerinden üstün olduğuna ve o gün ve gecelerde ayrı tecellilerin olacağına bizzat yüce Allah ifade etmiştir.

2. Ramazan Ayı:
Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Ramazan ayı insanlara hak ve hidayet yolunu gösteren, hak ile bâtılı ayıran Kur’ânın inzâl edildiği aydır” (Bakara, 2:185) buyurarak neden önemli bir ay olduğunu açıklamıştır. Hakkında önemli bir sure inzal ettiği “Kadir Gecesini” de  “Biz Kur’ânı Kadir gecesinde inzal buyurduk” (Kadir, 97:1) ayeti ile “Ramazan” ayı içinde “Kadir Gecesi” bulunduğunu ifade etmektedir.

Ramazan ayında Kur’an nazil olduğu için bu aya “Kur’an ayı” denilmiş ve bizzat peygamberimiz (sav) gündüzünde “Mukabele” okumuş, gecesinde de “Teravih Namazı” kılmış ve ümmetine de tavsiye etmiştir. Mukabele, her gün bir cüz (20 sayfa) Kur’an okuyarak Kur’ân-ı Kerimin tamamını okumaktır ki buna “hatim” denir. bizzat peygamberimiz (sav) her Ramazan ayında kendisine o güne kadar gelen Kur’ân-ı Kerimi kendisine vahy getiren Cebrail’in (as) huzurunda kendisine arz etmiştir. Son Ramazan ayında ise her gün iki cüz okuyarak iki defa Kur’ân-ı Kerimi Cebrail’e (as) arz etmiştir. (Buhârî, Bedü'l-vahy 5, 6, Savm 7, Menâkıb 23, Bed'ul-halk 6, Fezâilü'l-Kur'ân 7, Edeb 39; Müslim, Fezâil 48, 50) Bu ümmeti arasında “Mukabele” geleneğinin başlamasına sebep olmuştur. Peygamberimizin (sav) Hz. Cebrail’e (as) Kur’ân-ı Kerimi arz etmesinin hikmeti ve en önemli sebebi sahabelerine ve ümmetine Kur’ân-ı Kerimin sure ve ayetlerinin tertibini öğretmesi açısından önemi çok büyüktür. Günümüzde okuduğumuz bütün Kur’ân-ı Kerimlerin “Fatiha” ile başlayarak “Nâs Suresi” ile bitmesi, her surenin ayet sayıları ve tertibi, her sure başında “Besmele”nin bulunması ve “Berae” kelimesi ile başlayan “Tevbe Suresinde” Besmelenin bulunmaması ile beraber müstakil sure olması hep vahy ile olmuş ve peygamberimiz (sav) Cebrail’e (as) bu şekilde arzetmiş, namazlarda böyle okumuş ve sahabelerine bu şekilde öğretmiştir. Bu husus “Sahabenin icmaı” ve bütün “Kurra” denen kıraat imamlarının icmaı ile sabittir. Bu konuda şüpheye, tereddüde ve münakaşaya gerek yoktur.

Teravih namazının 20 rekat olması da her rekatta bir sahife Kur’ân okunarak bir ay içinde bütün Kur’ân-ı Kerimin namazda okunmasını sağlaması açısından da önemlidir. Bu da ümmet arasında “Hatimle Teravih Namazı” kılma geleneğini ve âdetini başlatmıştır. Bunun elbette çok büyük fazileti vardır.

Ramazan’ın gündüzünde ise Oruç farz kılınmıştır. Bu husus yüce Allah'ın “Ramazan ayında Kur’ân nazil olmuştur. Kim bu aya erişirse oruç tutsun” (Bakara, 2:185) ayeti ile farz kılınmıştır. Bu hususta ayrıca “Ey İman edenler! Sizden önceki ümmetlere farz kılındığı gibi size de oruç farz kılınmıştır.” (Bakara, 2:183) ayeti ile de açıkça ifadesini bulur. Böylece Ramazan ayının gündüzü oruçlu, gecesi ibadetle ve Kur’an okunarak geçirildiği zaman yüce Allah'ın istediği ve razı olacağı şekilde ibadet edilmiş olur. Yüce Allah kulun bu itaat ve ibadetinden razı olur ve onun bir sene içinde yaptığı “Mubikat-ı Seb’a” denen yedi büyük günah dışında kalan bütün günahlarını affeder. Bu hususa peygamberimiz (sav) şöyle işaret eder: “Kim faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhari, İman, 28; Savm, 6; Müslim, Sıyam, 203)

2.1 Ramazan Ayının Fazileti:
Peygamberimiz (sav) Şaban ayının sonunda Cuma Hutbesinde sahabelerine şöyle hitap etti: “Ey İnsanlar!  Sizi büyük bir ay gölgesi altına almak üzeredir. İçinde bin aydan hayırlı olan Kadir Gecesi vardır. Allah, o ay içinde oruç tutmayı farz ve gecelerini ibadetle geçirmeyi nafile kılmıştır. Kim bu ayda bir hayır islerse başka zamanda bir farzı yerine getiren gibidir. Bu ayda bir farzı yerine getirirse başka zamanlarda yetmiş farz yerine getiren gibidir. Bu ay sabır ayıdır. Sabrın mükâfatı ise cennettir. Bu ay yardım ayıdır, içinde mü'minin rızkının arttığı bir aydır. Kim bu ayda bir oruçluya iftar ettirirse, bir köle azad etmiş gibi sevap kazanır ve günahları bağışlanır. Allah o sevabı, oruçluyu bir yudum süt, bir içim su ve bir hurma ile iftar ettirene de verir. Kim oruçlunun karnini doyurursa bu onun günahlarının bağışlanmasını sağlar, Allah ona benim havzımdan bir kere içirir de artik hiç susamaz olur. Ayrıca oruçlunun mükâfatından hiç bir şey eksilmeksizin onunki kadar sevap kazanır. Bu ayin başı rahmet, ortası bağış ve sonu cehennemden kurtuluştur. Kim bu ayda kölesinin işini hafifletirse Allah onu cehennemden azad eder. Bu ay içinde dört şeyi çokça yapın. İkisi ile Rabbimizin rızasını kazanırsınız. Diğer ikisi de sizin için kaçınılmaz ve ihmal edilmez ihtiyaçlardır. Rabbinizin hoşnutluğunu kazandıran iki şey, Allah'dan başka ilâh olmadığına şahadet etmek ve O'na istiğfar etmektir. Sizin için kaçınılmaz ve ihmal edilmez olan diğer iki şey de, Rabbinizden cennet istemeniz ve sizi cehennemden korumasını dilemenizdir.” (Tirmizi, Savm, 82)

2.2 Kadir Gecesinin Fazileti:
Kadir gecesi, takdir ve değer anlamına gelir. Çok değerli bir gece olduğu için bu ismi almıştır. Değerini ise bu gece içinde meydana gelen önemli bir olaydan ve olayın değerinden almıştır. Bir şeyin değerini artıran içindeki değerli olan şeydir. Araplar “şerefü’l mekân bi’l-mekîn” yani “mekânın şerefi içindeki değerli kişiden kaynaklanır” demişlerdir.

Yüce Allah “Biz bu Kur’ânı kesinlikle Kadir Gecesi inzal buyurduk. Kadir gecesinin ne olduğu ve değerinin ne derece yüce olduğunu bilir misin? O gece bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Ruhu’-Emin olan Cebrail (as) o gece Rabbinin izni ile yeryüzüne her biri bir iş için iner ve yeryüzünü şereflendirirler. O gece tan yerin ağarmasına kadar tam bir esenliktir.” (Kadir, 97:1-5) buyurarak Kur’ân-ı Kerimde kendisine bir sure ayırmıştır. Bu da o gecenin kadrinin yüceliğine en güzel delildir.

Kadir gecesinin değeri o gecede inzal edilen Kur’ân-ı Kerim iledir. Kur’ân-ı Kerim Allah kelamı olup yeryüzü semasına o gecede toptan inzal edildiği için o Kur’ânı Kerim şerefine Kur’ân inzal edilirken yani “Cibrîl-i Emine” emaneten tevdi edilirken elbette bütün melekler onun inzaline şahit olması ve şerefini yüceltmek için kıyama gelip saygı göstermeleri ve bu olaya şahit olmaları akıldan uzak değildir. Yüce Allah ezelî kelamının ve fermanın o gecede inzaline şahit olmaları için melekût âleminde bütün sema ehlini ve bütün melekleri harekete geçirmesi kelamının yüceliği ve azametinin ve haşmetinin izharı için gereklidir. Bu kutsî hadiseyi her Ramazanda, Kadir Gecesi tekrar ettirmesi ve bütün melekût âlemini harekete getirmesi hikmetinin iktizasıdır. Elbette yüce Allah meleklerle beraber bu olaya gaybî şekilde inanan tüm kullarını bu geceye hürmet etmeleri için uyaracaktır ki uyarmıştır. Elbette bu davete icabet eden, ibadette kıyamda ve kıraatte bulunan ve Kur’an okuyan, dua ve istiğfarda bulunan kullarına bin aylık ibadet sevabı verir ve vermesi rahmetinin ve hikmetinin gereğidir. Kur’ân nazil olan bu gece hakkında müstakil bir sure inzal buyurmasının hikmeti budur.

Nitekim peygamberimiz (sav) “Kadir gecesi olunca Cebrail (as) meleklerle beraber yeryüzüne iner. Bu melekler yeryüzünde ibadet ve taat içinde bulunan kullarını selamlarlar ve onlar için istiğfarda bulunurlar” buyurur. Elbette melekler kime selam verir ve kim için istiğfar duası yaparlarsa onlar mutlaka affedilir. Yüce Allah'ın meleklerin dua ve ricasını geri çevirmesi ve kabul etmemesinin imkanı var mıdır?     

Bunun için peygamberimiz (sav) “Kim faziletine inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek ibadet ve itaat içinde geçirirse mutlaka günahları bağışlanır” (Buhari, İman, 25; Kadir, 1; Darimi, Savm, 54) buyurur. Bu gecede yapılan ibadet bin aydan hayırlı olduğu zaten ayetle sabittir. “Gündüzünde tutulan bir günlük orucun sevabının ise bir senelik oruca denk olduğunu” (İbn-i Mâce, Sıyam, 39) da peygamberimiz (sav) ifade etmişlerdir.

Kadir gecesinde nasıl dua edilmesi gerektiğini soran bir sahabeye peygamberimiz (sav) “Allah’ım! Sen affedicisin, affı seversin, beni affet” (Tirmizî, Deavât 84; İbn-i Mâce, Duâ 5) şeklinde dua etmemizi istemiştir. Zira bir kul için en büyük nimet affa mazhar olmaktır. Çünkü Allah nimetleri bizim ihtiyacımıza göre peşin vermektedir. Biz bize verilen hiçbir nimeti istemedik, bize meccanen verildi. Verilen her nimet amacı doğrultusunda kullanılarak şükrü eda edilmesi gerekir. Bizler ise onlarla isyan ve tuğyan ediyoruz. Layıkı ile Allah'a ibadet bir tarafa asgarisini dahi yapmadığımız çok açıktır. O halde Allah’tan bir şey istemeye elbette hakkımız yok ve haddimiz değil, bir kul olarak hatamızı bilerek istiğfar etmek ve azaba layık olduğumuz için azadını ve affını istemek yapacağımız tek haklı ve doğru olan şeydir. Bunun için kul olarak vazifemiz istiğfar, af ve cehennemden azat edilmeyi istemektir. O da ancak bu şekilde olur.

2.3 Kadir Gecesi Mugayyebat’taddır:
Kadir gecesini “mugayyebat”tandır. Yani bilinmesi hikmet-i ilâhî tarafından gizlenen önemli hususlardandır.  Ramazan içinde arayınız (Buhari, İtikaf, 1) buyuran peygamberimiz (sav) sahabelerin ısrarlı soruları üzerine onun son on gün içine olduğunu, sonra son on günün tek gecelerinde bulunduğunu (Buhari, Leyletü’l-Kadr, 3) ve en son olarak da “muhtemelen yirmi yedinci gecesi olduğunu (Müslim, Sıyam, 207; Müsned-i Ahmed, 5:132) ifade buyurmuşlardır.

Peygamberimizin (sav) ümmetin za’fından dolayı onlara şefkati gereği Kur’ân-ı Kerimin işaretine uygun olarak Ramazanın 27. Gecesine işaret etmiştir. Nitekim Kur’ân-ı kerimde “Leyletü’l-Kadr” kelimesi “Kadir Suresinde” üç kere tekrar edilmektedir. “Leyletü’l-Kadr” dokuz harftir. Üç kere dokuz ise yirmi yedi yapar. “Leyletü’l-Kadr” kelimesinin harfleri muhtemeldir ki kadir gecesini göstersin. Bununla beraber albette gaybı Allah bilir; ama madem yirmi yedi rakamına hem Kur’ân-ı Kerim hem peygamberimiz (sav) dikkatimizi çekiyor elbette “Kadir Gecesi” yüzde doksan ihtimalle Ramazan’ın yirmi yedinci gecesidir.  
 
Kadir gecesinin mugayyebattan olarak gizlenmesinin hikmetini bize açıklayan Bediüzzaman Said Nursi hazretleri bu konuda önemli bir kurala dikkatimizi çeker. Kural şudur “Önemli bir şeyin mekânda ve zamanda gizlenmesi bütün mekânı ve zamanı değerli kılar.” “İnsanlarda velî, Cuma’da dakika-i icabe, Ramazanda leyle-i kadir, Esmâ-i Hüsna’da İsm-i Azam, ömürde ecel meçhul kaldıkça, sair efrat dahi kıymettar kalır ve değer verilir. Yirmi sene mübhem bir ömür, nihayeti muayyen bin seneye müreccahtır.” (Mektubat, 2004, s.806; Sözler, 2004, s. 1174) Cenab-ı Hakîm-i Mutlak şu dâr-ı tecrübe ve imtihanda, çok mühim şeyleri, kesretli eşya içinde saklıyor. O saklamakta çok hikmetler, çok maslahatlar bağlıdır.” (Sözler, 548) Kadir gecesini saklamasının hikmeti de bütün Ramazan ayı değerlendirilerek insanlar gafletten kurtulsun ve ahretine daha çok sermaye hazırlayabilmesi içindir.

2.4 Ramazan Ahiret Ticareti İçin Kurumuş Gayet Karlı Bir Pazardır:
Bediüzzaman hazretleri Ramazan ayının değerini anlatırken şöyle buyurur: “Ramazan-ı Şerifte sevab-ı a'mâl, bire bindir. Kur'ân-ı Hakîmin, nass-ı hadisle, herbir harfinin on sevabı var; on hasene sayılır, on meyve-i Cennet getirir. Ramazan-ı Şerifte herbir harfin on değil, bin; ve Âyetü'l-Kürsî gibi âyetlerin herbir harfi binler; ve Ramazan-ı Şerifin Cumalarında daha ziyadedir. Ve Leyle-i Kadirde otuz bin hasene sayılır. Evet, herbir harfi otuz bin bâki meyveler veren Kur'ân-ı Hakîm, öyle bir nuranî şecere-i tûbâ hükmüne geçiyor ki, milyonlarla o bâki meyveleri Ramazan-ı Şerifte mü'minlere kazandırır. İşte, gel, bu kudsî, ebedî, kârlı ticarete bak, seyret ve düşün ki, bu hurufâtın kıymetini takdir etmeyenler ne derece hadsiz bir hasârette olduğunu anla.

İşte, Ramazan-ı Şerif adeta bir âhiret ticareti için gayet kârlı bir meşher, bir pazardır. Ve uhrevî hasılat için gayet münbit bir zemindir. Ve neşvünemâ-i a'mâl için, bahardaki mâ-i Nisandır. Saltanat-ı rububiyet-i İlâhiyeye karşı ubudiyet-i beşeriyenin resmigeçit yapmasına en parlak, kudsî bir bayram hükmündedir. Ve öyle olduğundan, yemek içmek gibi nefsin gafletle hayvanî hâcâtına ve mâlâyâni ve hevâperestâne müştehiyâta girmemek için, oruçla mükellef olmuş. Güya muvakkaten hayvaniyetten çıkıp melekiyet vaziyetine veyahut âhiret ticaretine girdiği için, dünyevî hâcâtını muvakkaten bırakmakla, uhrevî bir adam ve tecessüden tezahür etmiş bir ruh vaziyetine girerek, savmı ile Samediyete bir nevi aynadarlık etmektir” (Mektubat, 681-684) buyurur. Daha bunun üzerine söz söylenmez.

Sonuç:
Yüce Allah kâinatın bir hülasası ve esmasının en cami ayinesi olarak yaratmıştır. Bu vasıflarda yarattığı bu insanı fani dünyada fena bulsun diye değil, ebedî cennete ve saadete liyakat kazansın istemiştir. İnsanın istidat ve kabiliyetlerinin gelişmesi ise ancak, nefsini gemlemek ve ruhu kemalata kamçılayan ibadetle olur. Her insan dünya sıkıntı ve ihtiyaçlarını karşılamak için bütün ömrünü vermesi mümkün olmadığı için yüce Allah günde bir saat namaz, haftada Cuma günü ve senede Ramazan Ayını bir ahret pazarı haline getirmiştir ki bütün insanlar bu amacı gerçekleştirebilsin. Ramazan Ayı bir ömür ibadet sevabı kazandırdığı gibi, kadir gecesi de bin ay ibadet sevabı kazandırarak ahrete boş bir şekilde gitmemelerini sağlamaktadır. Yine bu mübarek günler ve içindeki önemli olaylar hürmetine günahlarını bağışlayarak her insana yeni bir imkân sunmakta ve ümitsizliğe düşmesine fırsat vermemektedir. Böylece kulluğun gereği olan “Korku ve Ümit” “Havf ve Reca” dengesini koruyarak rahmetinin ve hikmetinin tecellisine zemin hazırlamaktadır. Kullarına olan merhametini böyle göstermektedir. Bu rahmetten istifade etmeyen insan acaba insan denmeye layık mıdır? Elbette Bediüzzaman’ın dediği gibi, “Cennet ucuz değil, mühim fiyat ister. Cehennem dahi lüzumsuz değildir.”

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Ekle!
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
kucult | buyut

busy
 
< Önceki   Sonraki >

Son Yorumlar

İslamda Cihad ve Ter...
It's cool that people are able to get the http://w...
Anzaklar Şehit mi?
Cars and houses are quite expensive and not every ...
Hüküm ve Hakimiyet M...
People in every country get the personal loans in ...
İSLÂMI YAŞAMAK
Don't you recognize that this is high time to rece...
Risale-i Nuru Okuma ...
Sevgili kardeşim, Birşey kabulde edilecek olsa ...

Soru Cevap

Soru Cevap

Zİyaretçi Defteri

Ziyaretçi Defteri

Giriş Formu






Şifrenizi mi kaybettiniz?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Akademi

Akademi

Dini Kavramlar

Soru Cevap Bölüm

RSS Aboneliği


web statistics