M. Ali KAYA
Ahir zamanda büyük savaşlar yaşanır. Büyük bir ınkılab, değişim ve dönüşümler olur. Bu dönüşüm ve değişimi yöneten deccal, din ve imana yönelik büyük bir fitne ve fesat çıkarır. Din dilinde fesat adamına Deccal denir. Fesat adamı olan Deccal yeryüzünü fesada vermeden önce Mehdi de İsa (as) da gelecek değildir. Mehdi bu fesat zamanında dini ve imanı müdafaa ederek insanların hidayetine vesile olacaktır. Ancak deccal ve komiteleri o derece güçlüdür ki, mü’minleri kuşatır ve muhasarası mü’minlerin üzerinden kalkmaz. Ancak Hz. İsa (as) gelerek Deccalı öldürür ve mü’minlere rahat bir nefes aldırır.
Deccal ve Mehdi ile ilgili rivayetlerin özeti budur. Detaylarına girdiğimiz zaman şunları görürüz.
Deccal:
“DCL” kökünden gelen deccal kelimesinin anlamı “yalancı, hilekâr, cerbeze ile insanları aldatan ve batılı hak olarak gösteren” anlamlarını ifade etmektedir. Bu vasıflar ise “fitne”nin oluşmasını ve yayılmasını sağlayan temel özelliklerdir. Peygamberimiz (sav) hadislerinde deccalın yalana, hileye ve fesada dayanan cerbezeli biri olduğuna dikkatlerimizi çekmiştir.
Deccal hileye, cerbeze ve göz boyama ile çıkardığı fitnesini nazara vererek dünya ile insanı aldatmasına ve insanların ahrete olan rağbetlerini kırmasına, dini ve imanı yok etmeye çalışmasını bize haber vermektedir. Yeryüzünü kırk günde gezecek ve her gittiği yerde fitne ateşi yakacaktır. Fitnesine kapılan imansızlığa düşerek dünya ve ahret saadetinden mahrum kalacaktır. Yedi adım arkasına takılan bir daha geri dönüp hidayete eremeyecektir. Zira hilekâr olduğu ve fitne ile iş gördüğü için “münafık” olacak, dindar görünerek sinsi bir şekilde dini ortadan kaldıracaktır. Kâfirler onun küfrüne, dindar olanlar da onun münafıkane sözlerine aldanarak dindar bilecektir. Sonra icraatını da akla ve dine uyduracağı için yolunu doğru bilerek arkasına takılan ve onu müdafaa eden “ulema” sayesinde halkın teveccühünü kazanarak büyük bir desteğe sahip olacak ve dini ve imanı, şeriat-ı Ahmediyeyi tahrip edecektir. Bunu da dini koruma iddiası ile yapacağı için işin iç yüzünü bilmeyen ve gerçek din âlimi olmayan onun deccal olduğunu bilemeyeceklerdir. Bunun için rivayetlerde “Deccalın yardımcıları kötü âlimler olacağı” ifade edilmiştir. Ulema onu desteklediği için halk da ulemaya uyarak onun arkasına takılacaklardır. Bu nedenle Hz. Ali (ra) “Ahir zamanın en kötüleri âlimlerin kötüleridir” buyurmuştur.
Deccala “Mesih” namı da verilmiştir ki rivayetlerde “Mesih-i deccalın fitnesinden Allah’a sığının” denilmiştir. (Müsned-i Ahmed, 5:372; Heytemi, Mecmau’z-Zevâid, 7:348) Bunun sebebi deccalın yürürlükte olan yasaları ve kuralları kaldırarak onun yerine kendi yasa ve kurallarını getirmesi, dine dayalı olan her şeyi neshedip kaldırmasıdır. Onun yerine bozuk aklının ve dinden soyutlanmış bilimsel olamayan bilime dayalı yeni bir hukuk sistemi getirmesi ve hakka ve adalete dayalı hukuk sistemini ortadan kaldırmasıdır. Bunun için rivayetlerde deccalın bir gözü kör, yani hakkı ve hakikati, ahreti görmez, her şeyi tek gözü ile, yani dünya gözü ile görür ve dünya hayatına göre düzenler, ahreti inkar ettiği için ahrete ait her şeyi ortadan kaldırmaya çalışır.
Peygamberimiz (sav) deccal ile ilgili olarak “Hz. Âdem’den kıyamete kadar geçen süre içinde deccaldan daha büyük bir fitne yoktur” (Müslim, Fiten,126) buyurmuşlardır. “Şerri şeytandan daha büyüktür.” (Gümüşhânevî, Ramuzu’l-Hadis, 518) “Bütün peygamberler ümmetlerini deccalın şerrinden sakındırmıştır.” (Buhari, Fiten, 26; Müslim, Fiten, 101) buyurarak ümmetini ikaz etmiştir.
Ayrıca deccal’ın zulmü adil yasaları meshederek, yani değiştirerek zumlu netice veren yasaları koyacağından, onun zulmünden korkarak insanların dağlara kaçmak zorunda kalacakları rivayet edilir. (Müslim, Fiten, 125; Tirmizi, Menâkıb, 70)
Süfyan:
Ahir zamanda iki büyük deccalın geleceğinden bahsedilir. Birincisi bütün dinlere düşman olan ve “Maddeci materyalizmi” esas alarak bütün dinleri ortadan kaldırmaya çalışan dünya deccalıdır. “Din afyondur” diyerek bütün dinlere savaş açar ve materyalizme dayanarak, zamanın fen ve tekniğini de kullanarak, her türlü fitne ve fesadı çevirerek bütün dünyaya hükmeder. İkincisi ise İslamlar içinde merkez-i hükümet-i İslamiyede ortaya çıkarak Müslümanların arasına fitne ve fesat verip bütün Müslümanları birbirine düşürür, İslam düşmanlarının Müslüman ülkeleri işgal etmesine sebep olur ve bu karışıklıktan istifade ederek “Şeriat-ı Muhammediyeyi” hem tahrip eder, hem de hükmünü yürürlükten kaldırır. Ama ne var ki akılları bozulmuş ve deccalın kendilerine sağladığı imkânlarla dünyaya dalmış yarı bilgin “Ulema-i Sû” lakabını hak etmiş bilginler tarafından onun bu tahribatı “dini hurafelerden kurtarmak” olarak halka anlatılır ve onu dini hurafelerden kurtaracak büyük bir bilgin olarak gösterilir. Hatta bir kısım meddahlar onu “mehdi” olarak takdim ederler. Hz. Ali (ra) İslam deccalına “Süfyan” namını vermiştir ve kendisinden kaynaklanan bütün rivayetlerde bu İslam deccalından bahsetmiştir. Yine rivayetlerde süfyanın askerî bir komutan olacağı da ifade edilmiştir. (Müslim, Fiten, 125)
O süfyan devlet imkânlarını kendi şahsına ve yandaşlarına kullandığı için rivayetlerde “Ahir zamanda gelecek olan Süfyanın eli delik olacak” (Hâkim, Müstedrek, 4:520; Aliyyu’l-Muttaki, Kenzu’l-Ummal, 11:125) buyrulmuştur. Bir insanın elinin ve cebinin delik olması müsrif olması anlamındadır. Devlet ve millet malını israf ederek yandaşlarına dağıtacağı için ondan menfaat görenlerin ona bir nevi ulûhiyet vermesi elbette normaldir. Zira insan ihsanın kölesidir. Kendilerine sağlanan bu haksız imkânlarla belki de o süfyanın heykellerini yapıp ona tapacak derecede yüceltmeleri de mümkündür. İslam bilginleri onun bu durumunu “Sahih hadislerde ahir zamanda geleceği haber verilen ve “Şeâir-i İslamı” tahribe çalışacak olan dehşetli şahıs” olarak tanımlamışlardır. (Muttaki, Kenzu’l-Ummal, 11:125; İsmail Hakkı Bursevî, Tefsir-i Ruhu’l-Beyân, 8:197)
Ahir zamanın büyük deccalı ve süfyana gelene kadar ümmet içinde 30 yalancı ve ladatıcı lider konumunda deccalların geleceği de ifade edilir. (Buharî, Fiten: 25; Menakıb: 25; Müslim, Fiten, 84; Ebû Davud, Fiten, 1) Bu sebeple deccal hakkında rivayetler birbirine karışmış ve hangi hadis hangi deccaldan bahsettiği ancak ihtisas ehli olan alimler tarafından izah edilmiştir ki bu zamanda deccal ile ilgili rivayetleri en güzel şekilde yorumlayan ve tevilini gösteren Bediüzzaman Said Nursi hazretleridir.
Deccalı tanımadan onun tahribatını tamir edecek olan Mehdi’yi tanımak elbette zordur. Bu bakımdan bilhassa bir milyon hadisi hıfzına alıp bunun içinden dört bin küsur hadisi “Sahihine” alan İmam Buhari hazretleri “deccal ile ilgili rivayetlere açıkça yer verip bu konuda asla şüphe yoktur derken, Mehdi’den deccal ile mücadele edecek bir mü’min olarak bahseder. Sahih-i Müslim de deccal ile mücadele eden bir mü’minden açıkça bahsetmektedir. (Müslim, Fiten, 113)
Bu hususu Bediüzzaman hazretleri şöyle ifade eder: “Cenab-ı Hak kemâl-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddit veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevî Mehdî hükmünde mübarek zâtları göndermiş; fesadı izâle edip, milleti ıslah etmiş, din-i Ahmedîyi (sav) muhafaza etmiş. Mâdem âdeti öyle cereyan ediyor; âhirzamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddit, hem hâkim, hem Mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât–ı nurânîyi gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır”(Mektubat, 2005, s. 745) buyurur.
Süfyanla Mücâdele:
Süfyanın İslam şeriatını kaldırıp şeâir-i İslâmiyeyi taribine karşı mücadele eden tahribatını tamir ederek islamı yeniden ihya edecek olan mü’mine yüce peygamberimiz (sav) “Mehdi” adını vermiş ve süfyanı öldürerek tahribatını tamir edeceğini müjdelemiştir. Bu dönemde Mehdi devamlı takibat ve baskı altında tutulur süfyan bir devlet başkanı olacağı için “Hz. Mehdi’yi devamlı tarassut altında tutar ve baskısı üzerinden hiç kalkmaz.” (Tılsımlar, 212)
Süfyanın başarısı haklılığından ve faydalı icraatlarından değil, ekser icraatı tahribat ve nefsani arzulara son derece meydan açtığı içindir. Çünkü tahrip kolaydır. Bir bina bir senede yapılır, bir dakikada yıkılır. Bir kibrit bir köyü yakar. Müştehiyat ise nefisler taraftar olduğundan çabuk sirayet eder. (Şualar, 1994, s. 505)
Yine peygamberimiz (sav) “Deccalın birinci günü bir sene, ikinci günü bir ay, üçüncü günü bir hafta ve dördüncü günü sizin günleriniz gibidir” (Ebu Davud, Hadis No: 4321, 4322) buyurarak hem deccalın hem de süfyanın dört devre-i istibdadına dikkatimizi çekmiştir. Birinci devresinde üç yüz senede yapılmayan icraatı yapar, ikinci devresinde otuz senede yapılamayan icraatı yapar, üçüncü devresinde on yılda yapılmayan tahribatı yapar, dördüncü devresi adileşir bir şey yapamaz ve vaziyeti muhafazaya çalışır” (Şualar, 1994, s. 506) demektir.
Hem peygamberimiz (sav) her iki deccalın asırlarına ait olan harikaları onların bahsi ve münasebeti ile bahsettiğinden onların şahıslarından kaynaklanacağı vehmini doğurmuştur. Mesela tayyare ve tren ile gezmesi “40 günde dünyayı gezer” (Feyzu’l-Kadir, Hadis No: 4249; Mecmau’z-Zevâid, 8:344) şeklinde ifade edilmiştir. Hem meşhur olmuş ki; İslam deccalı olan Süfyan öldüğü zaman, ona hizmet eden şeytan, İstanbul’da Dikilitaşta bütün dünyaya bağıracak ve herkes o sesi işitecek ki, o öldü.” Yani, pek acîp şeytanları dahi hayrette bırakan radyo ile haber verilecek. (Şualar, 1994, s.500) Bu hadise aynen vaki olmuştur ki o zaman Dikilitaşta bulunan radyoevinden ölümü dünyaya ilan edilmiştir.
Hem Deccalın rejimine ve teşkil ettiği komitesine ve hükümetine ait garip halleri ve dehşetli icraatı, onun şahsı ile münasebettar rivayet edilmesi sebebi ile manası gizlenmiş. Meselâ “o kadar kuvvetlidir ve devam eder; yalnız Hz. İsa (as) onu öldürebilir, başka çare olmaz” (Kenzu’l-Ummal, 14:334) rivayet edilmiş. Yani onun mesleğini ve yırtıcı rejimini bozacak, öldürecek ancak semâvî ve hâlis bir din İsevîlerde zuhur edecek; ve hakikat-ı Kur’âniyeye iktida ve ittihat eden bu Îsevî dinidir ki, Hz. İsa’nın (as) nüzulü ile o dinsiz meslek mahvolur, ölür. Yoksa onun şahsı bir mikrop ve bir nezle ile öldürülebilir. (Şualar, 1994, s. 501) Bu hakikati de peygamberimiz (sav) “Hz. İsa (as) gelir, Hz. Mehdi’ye namazda iktida eder, tabi olur” (Buhari, Enbiya: 49; Müslim, İmân: 244; İbn–i Mâce, Fiten: 33; Müsned-i Ahmed, 2:336, 3:368) hadisi ile ifade etmiştir.
Sonrasında ise “Fatıma çocuklarından ve peygamberimizin (sav) neslinden gelecek olan Mehdi (Ebu Davud, Mehdi, 1) zulüm ve haksızlık ile dolu olan yeryüzünü, hak ve adâletle doldurur.” (Ebu Davud, Mehdi, 7)
Sonuç olarak, ahir zaman alametlerinin en dehşetlisi olan Deccal ve Süfyan ile ilgili meselelerin özeti ve hülâsası budur. Diğer rivayetler bu çerçeveden değerlendirilmesi gerekir.
|