Skip to content
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color grey color

Risale-i Nur Akademisi

Anasayfa arrow Bölümler arrow Akademik arrow Beş Vakit Namaz
Beş Vakit Namaz PDF Yazdır e-Posta
Tuesday, 15 December 2009
Makale İçeriği
Beş Vakit Namaz
Sayfa 2

Zafer KARLI
İmandan sonra İslam dininin en temel meselesi olan namaz, günde beş defa kılınması emredilen bir farîzadır. Kur'an, "Şüphesiz namaz müminler üzerine vakitleri belli bir farzdır."  ayetiyle, namazın belli vakitlerde kılınması gereken bir vecibe olarak ortaya komuştur. Hadislerde namazın beş vakit olduğu açıkca ifade edildiği gibi, Kur'an'da da bu vakitlere yer verilmiştir:

İslam alimlerine göre, "Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı bastırıncaya kadar (belli vakitlerde) namaz kıl; bir de sabah namazını. Çünkü sabah namazı şahitlidir."  ayeti, beş vakit namazı ifade etmektedir. Kurtubî'ye göre, bu konuda müfessirlerin icmaı vardır.   Şöyleki: "Güneşin dönmesi" tabiri ile zeval vaktinden sonra kılınan öğle ve ikindi namazına; "gecenin karanlığı bastırınca" ifadesiyle,  güneşin batmasından sonra kılınan akşam ve yatsı namazına işaret edilmiştir. Sabah namazı ise, ayrıca zikredilmiştir. Buradaki ayet,   namazla ilgili ilk inen ayettir. Ve 17. sureye girmiştir. Bu ayette önce öğle namazına yer verilmiştir.  Çünkü ilk kılınan farz namaz öğle namazıdır. Yine başta Abdullah ibn Abbas olarak pek çok İslam alimine göre "Haydi Siz akşama ulaştığınızda (akşam ve yatsı vaktinde), sabaha kavuştuğunuzda, gündüzün sonunda ve öğle vaktine eriştiğinizde (namaz kılın), ki göklerde ve yerde hamd O'na mahsustur."    ayeti de beş vakit namazı bildirmektedir. İbn Abbas'ın beş vakit namazın Kur'an'da sözkonusu olduğunu gösteren delil olarak kabul ettiği  bu iki ayet, Rûm suresinin 17. ayetinden başlamaktadır.

Namazın beş vakte tahsisinin hikmeti:

Allah'ın lütuf ve ihsanının azamet ve vüs'atına bakılırsa insanın da melekler gibi gece, gündüz vaktini namaz ve duaya sarf etmesi yerinde olurdu. Fakat insanın yaratılışı gereği zaruri ihtiyaçları nedeniyle bunu yapması mümkün değildir. Bu zorunluluğu göz önünde bulunduran İslam, her konuda olduğu gibi,bu konuda da kolaylık getirerek, namaz için birkaç münasip vakit tayin etmiştir.

Her bir namazın vakti mühim bir inkilâb başı olduğu gibi, Allah'ın kâinatta icra ettiği azim faaliyetinin birer aynası, sonsuz ihsan ve ikramlarının birer yansımasının projektörü hükmünde olduğundan Allah, kullarının şu vakitlerde kendisine karşı kullukta bulunmalarını  istemiştir.

Bunu kısaca şöyle açıklayabiliriz:
Sabah namazının vakti:
Varlığın yokluk karanlığından varlık aydınlığına çıkarıldığı zamana; altı günde yaratılan göklerin ve yerin yaratılışlarının ilk gününe; mevsimlerin ilkbaharına; insanların anne rahmine düştüğü ilk anlarına benzer ve onları hatırlatır. Ve söz konusu yaratılışlardaki Allah'ın sonsuz ihsanlarını hatıra getirir.

Öğle namazı vakti: Kâinatın yaratılışı içerisinde, insanların yaratıldığı zamana; yaz mevsiminin ortasına; gençliğin kemâline benzer ve o nimetlerdeki ilâhi lütufları hatırlatır.

İkindi namazı vakti: Ahir zaman peygamberi (a.s) nin asrına; sonbahar mevsimine; insanların ihtiyarlık zamanına benzer ve oradaki Allah'ın değişik nimetlerini, sonsuz kudretini ve nihayetsiz ilmini gözler önüne serer.

Akşam namazı vakti:
Sonbaharın son zamanlarına; o mevsimde pek çok canlıların adeta gurup edip kaybolmasına; insanın vefatına; dünyanın kıyamet vaktindeki yıkımına işaret eder ve o dönemlerdeki Allah'ın celâl sıfatlarının tecellilerine dikkat çekerek insanları gaflet uykusundan uyandırır.

Yatsı namazı vakti: Karanlıklar âleminin aydınlık dünyayı siyah bir örtü ile kaplayışını; kışın, beyaz kefeni ile ölmüş yeryüzünü örtmesini; ölmüş insanların gittikçe izlerinin de nisyan perdesi altına girmesini; nihayet bir imtihan dünyası olan bu âlemin kapılarının bütün bütün kapanmasını hatırlatmakla Kahhar-ı zülcelâlin celâlli tasarruflarını ihtar ile insanı ikaz eder.

Hz. Peygamber (a.s) buyuruyor ki: "İslam dini beş temel üzerine kurulmuştur: Alah'tan başka ilah olmadığına ve Hz. Muhammed (a.s)in O'nun elçisi olduğuna şahadet etmek, namazı dosdoğru kılmak, zekât vermek, Haccc yapmak ve ramazan orucunu tutmak."  (Buhari, İman,2; İbn Hacer, Fethu'l-Bari,1/49)

Peygamber Efendimiz (s.a.s.), beş vakit namazı bir kimsenin evinin önünden geçen nehre benzetmiş ve: 'Bu nehirde günde beş defa yıkanan kimsede kir kalır mı?' diye sormuştur. Kendisini dinleyenler, 'Hiç kir kalmaz!' deyince: 'İşte beş vakit namaz da böyledir. Allah bu beş vakit namazla günahları siler süpürür.' buyurmuşlardır (Buharî, 'Mevâkît,' 6; Müslim, 'Mesâcîd,' 283-284).

Benzer bir hadîste de, 'Beş vakit namazın, iki namaz arasındaki küçük günahlara keffâret olduğu' ifade edilir (Müslim, 'Tahâret', 14,15; Buhârî, 'Mevâkît', 4, 6).

17.  Artık akşamladığınız vakit ve sabahladığınız vakit Allah Teâlâ'ya tesbihte bulunun.
17.  Bu mübarek âyetlerde Yüce Yaratıcı Hazretlerini daima tesbih ve takdiste bulunmanın ve belirli vakitlerde namaz gibi ibadetleri yerine getirmenin gereğine işaret buyuruyor. Ve o Büyük Yaratıcının insanlık hakkındaki ilâhi tasarruflarını ve ilâhi şefkatini bildiriyor. İnsanları düşünmeye ve Allah'ın kudretine şahadet eden yaratma eserlerini düşünmeye davet etmektedir. Şöyle ki: Allah Teâlâ, bir büyük mâbuddur, her veçhile teşbih ve takdise lâyıktır, (artık) Ey o ezelî Yaratıcının kulları!. (Akşamladığınız vakit ve sabahladığınız vakit Allah Teâlâ'ya tesbihte bulunun) yani: Gece vakti olunca akşam ve yatsı namazını ve sabah vakti olunca da sabah namazını kılın, en büyük teşbih ve ululamayı kapsayan o mübarek ibadeti yerine getirin.

18.  Ve Hamd, göklerde ve yerde o'na mahsustur ve gündüzün nihayetinde de ve öğle vaktine vardığınızda da.
18.   (Ve hamd, göklerde ve yerde o'na mahsustur) 0 büyük mabuda göklerde bulunanlar da, yerde bulunanlar da hamd-u sena etmekle yükümlüdürler. Zaten bütün kâinat birer hâl lisanı ile o Yüce Yaratıcıyı tasdik etmekte, o'na hamd ve senada, yakarışta bulunmaktadırlar. Artık nasıl olur ki, mahkûkat arasında büyük bir mevkii olan insanlar o büyük Yaratıcıya hamd-u senada bulunmasınlar?. Binaenaleyh ey sorumlu insanlar!. Siz de bu yüksek kulluk vazifesine devam ediniz (ve gündüzün nihayetinde) yani: İkindi vaktinde de ikindi namazını kılın (ve öğle vaktine vardığınızda da) öğle namazı vakti olunca da öğle namazını edâ edin. Bu vesile ile teşbih ve hamd-u sena vazifesi yerine getirilmiş olur. Kerim mabudun bir rahmet eseridir ki, bu ulvî namaz ibadeti için böyle belirli zamanları tayin etmiş, kullarını sürekli olarak böyle bir ibadetle sorumlu kılmamıştır. Yalnız gündüzün evvelinde, ortasında ve ahirinde, gecenin de evveli ile ortasına doğru bir zamanda namaz kılmasını emretmiştir. Bu vakitlerdeki ibadeti yerine getiren bir mümin, bütün gün ve gece ibadet etmiş gibi olur. Ibni Abbas Hazretleri diyor ki:"Bu (17 ve 18)'inci iki âyeti celîle beş vakit namazı vakitleriyle beraber bildirmektedir" bu beş vakit namaz, Mekke-i Mükerreme'de hicretten evvel farz kılınmıştır. Peygamberin miracı hakkındaki hadisi şerif de bunu göstermektedir.

DOKUZUNCU SÖZ
Akşama erdiğinizde ve sabaha kavuştuğunuzda Allah'ı tesbih edin. Göklerde ve yerde olanların hamd ve senâsı Ona mahsustur. Gündüzün sonuna doğru ve öğle vaktine girince de Allah'ı tesbih edip namaz kılın. (Rum Sûresi: 17-18.)

Ey birader! Benden, namazın şu muayyen beş vakte hikmet-i tahsîsini soruyorsun. Pek çok hikmetlerinden yalnız birisine işaret ederiz.
Evet, her bir namazın vakti,
 Mühim bir inkılâb başı olduğu gibi, azîm bir tasarruf-u İlâhînin âyinesi
 Ve o tasarruf içinde ihsanât-ı külliye-i İlâhiyenin birer ma'kesi olduğundan,
 Kadîr-i Zülcelâl'e o vakitlerde daha ziyade tesbih ve tâzim ve hadsiz nimetlerinin iki vakit ortasında toplanmış yekûnuna karşı şükür ve hamd demek olan namaza emredilmiştir.
 Şu ince ve derin mânâyı bir parça fehmetmek için «Beş Nükte»yi nefsimle beraber dinlemek lâzım...

BİRİNCİ NÜKTE:
Namazın mânâsı, Cenâb-ı Hakkı tesbih ve tâzim ve şükürdür.
 Yâni, celaline karşı kavlen ve fiilen "Sübhânallah" deyip takdîs etmek.
 Hem kêmaline karşı, lâfzan ve amelen "Allahü Ekber" deyip tâzim etmek.
 Hem cemâline karşı, kalben ve lisânen ve bedenen "Elhamdülillâh" deyip şükretmektir.
Demek tesbih ve tekbir ve hamd, namazın çekirdekleri hükmündedirler. Ondandır ki, namazın harekât ve ezkârında bu üç şey, her tarafında bulunuyorlar.
Hem ondandır ki, namazdan sonra, namazın mânâsını te'kid ve takviye için şu kelimât-ı mübareke, otuzüç defa tekrar edilir. Namazın mânâsı, şu mücmel hülâsalarla te'kid edilir.

İKİNCİ NÜKTE:
İbâdetin mânâsı şudur ki: Dergâh-ı İlâhîde abd,
 kendi kusurunu ve acz ve fakrını görüp
 Kemâl-i rubûbiyetin ve Kudret-i Samedâniyyenin ve Rahmet-i İlâhiyyenin önünde hayret ve muhabbetle secde etmektir.
 Yâni rubûbiyetin saltanatı, nasıl ki ubûdiyeti ve itaati ister; rubûbiyetin kudsiyeti, pâklığı dahi ister ki: Abd, kendi kusurunu görüp istiğfar ile ve Rabbını bütün nekaisten pâk ve müberra ve ehl-i dalâletin efkâr-ı bâtılasından münezzeh ve muallâ ve Kâinatın bütün kusurâtından mukaddes ve muarrâ olduğunu; tesbih ile Sübhanallah ile ilân etsin.
 Hem de rubûbiyetin Kemâl-i kudreti dahi ister ki: Abd, kendi za'fını ve mahlûkatın aczini görmekle Kudret-i Samedâniyyenin âzamet-i âsârına karşı istihsan ve hayret içinde Allahü Ekber deyip huzû ile rükûa gidip ona iltica ve tevekkül etsin.
 Hem rubûbiyetin nihayetsiz hazine-i rahmeti de ister ki: Abd, kendi ihtiyacını ve bütün mahlûkatın fakr ve ihtiyacatını sual ve dua lisanıyla izhar ve Rabbının ihsan ve in'âmatını, şükür ve sena ile ve Elhamdülillah ile ilân etsin.
Demek, namazın ef'âl ve akvali, bu mânâları tâzammun ediyor ve bunlar için taraf-ı İlâhîden vaz'edilmişler.

ÜÇÜNCÜ NÜKTE: Nasıl ki insan, şu âlem-i kebirin bir misâl-i Mûsaggarıdır ve Fâtiha-i Şerîfe, şu Kur'an-ı Azîmüşşân'ın bir timsal-i münevveridir. Namaz dahi bütün ibâdâtın envâ'ını şamil bir fihriste-i nurâniyyedir ve bütün esnâf-ı mahlukatın elvân-ı ibâdetlerine işaret eden bir harita-i kudsiyedir.

DÖRDÜNCÜ NÜKTE: Nasıl ki haftalık bir saatin sâniye ve dakika ve saat ve günlerini sayan milleri birbirine bakarlar, birbirinin misâlidirler ve birbirinin hükmünü alırlar. Öyle de; Cenâb-ı Hakk'ın bir saat-ı kübrâsı olan şu âlem-i dünyanın sâniyesi hükmünde olan gece ve gündüz deverânı ve dakikaları sayan seneler ve saatleri sayan tabakat-ı ömr-ü insan ve günleri sayan edvâr-ı ömr-ü âlem birbirine bakarlar, birbirinin misâlidirler ve birbirinin hükmündedirler ve birbirini hatırlatırlar. Meselâ:

 Fecir zamanı, tulûa kadar, evvel-i bahar zamanına, hem insanın rahm-ı mâdere düştüğü âvânına, hem semâvat ve arzın altı gün hilkatinden birinci gününe benzer ve hatırlatır ve onlardaki şuûnât-ı İlahiyeyi ihtar eder.

 Zuhr zamanı ise, yaz mevsiminin ortasına, hem gençlik kemâline, hem ömr-ü dünyadaki hilkat-ı insan devrine benzer ve işaret eder ve onlardaki tecelliyat-ı rahmeti ve füyûzat-ı nimeti hatırlatır.

 Asr zamanı ise, güz mevsimine, hem ihtiyarlık vaktine, hem âhirzaman Peygamberinin (Aleyhissalâtü Vesselâm) asr-ı saadetine benzer ve onlardaki şuûnât-ı İlahiyeyi ve in'âmat-ı Rahmâniyeyi ihtar eder.

 Mağrib zamanı ise, güz mevsiminin âhirinde pek çok mahlûkatın gurubunu, hem insanın vefatını, hem dünyanın kıyamet ibtidasındaki harâbiyetini ihtar ile, tecelliyât-ı celaliyeyi ifham ve beşeri gaflet uykusundan uyandırır, ikaz eder.

 İşâ' vakti ise, âlem-i zulûmat, nehâr âleminin bütün âsârını siyah kefeni ile setretmesini, hem kışın beyaz kefeni ile ölmüş yerin yüzünü örtmesini, hem vefat etmiş insanın bâkiye-i âsârı dahi vefat edip nisyan perdesi altına girmesini, hem bu dâr-ı imtihan olan dünyanın bütün bütün kapanmasını ihtar ile Kahhâr-ı Zülcelâl'in celalli tasarrufatını ilân eder.

 Gece vakti ise, hem kışı, hem kabri, hem âlem-i Berzahı ifham ile, ruh-u beşer rahmet-i Rahmân'a ne derece muhtaç olduğunu insana hatırlatır. Ve gecede teheccüd ise, kabir gecesinde ve Berzah karanlığında ne kadar lüzumlu bir ışık olduğunu bildirir, îkâz eder ve bütün bu inkılâbat içinde Cenâb-ı Mün'im-i Hakikî'nin nihayetsiz nimetlerini ihtar ile ne derece hamd ve senaya müstehak olduğunu ilân eder.

 İkinci sabah ise, sabah-ı haşri ihtar eder. Evet şu gecenin sabahı ve şu kışın baharı, ne kadar mâkul ve lâzım ve kat'î ise, haşrin sabahı da, Berzahın baharı da o kat'iyettedir.

Demek bu beş vaktin herbiri, bir mühim inkılâb başında olduğu ve büyük inkılâbları ihtar ettiği gibi; Kudret-i Samedâniyyenin tasarrufat-ı azîme-i yevmiyesinin işaretiyle;  hem senevî, hem asrî, hem dehrî, kudretin mu'cizâtını ve rahmetin hedâyâsını hatırlatır.

Demek asıl vazife-i fıtrat ve esâs-ı ubudiyyet ve kat'î borç olan farz namaz, şu vakitlerde lâyıktır ve ensebdir.


 
< Önceki   Sonraki >

web statistics