M. Ali KAYA
Said Nursi, 20. asrın yetiştirdiği en büyük dâhî… 1878 yılında Bitlis’in Hizan Kazasının İsparit nahiyesine bağlı Nurs köyünde doğmuş bir Anadolu çocuğu… Henüz on beş yaşında 90 (Doksan) kitabı ezberlemiş, müthiş bir zekâ… Yaşadığı dönemin bütün ulemâsına meydan okumuş ve girdiği münazaralarda üstünlüğünü ulemaya kabul ettirmiş mükemmel bir liyakat ve ilmî üstünlük… Daha henüz ömrünün baharında “Hamidiye Alayları” komutanı Mustafa Paşa’ya “Ya zulmü bırakırsın veya seni öldürürüm!” deme cesaretini gösteren mükemmel bir şecaat…
Gelecekte fakir ve ezilmiş doğu halkının ülke düşmanları tarafından bölücülüğe alet edilmesini önlemek amacı ile “Doğuda bir Üniversite açtırmak” ve burada Din ve Fen ilimlerinin beraber okunmasını, Arapça, Türkçe ve Kürtçe, üç dilde eğitim verilmesini, doğunun cehalet ve fakirlikten kurtulmasını sağlamak amacı ile 1908 yılında Osmanlı’nın payitahtı olan İstanbul’a gelmiş… Dikkatleri doğuya çekerek bu üniversitenin mutlaka açılmasını temin için Şekerci İş Hanında kaldığı odasının kapısına “Burada her suale cevap verilir” levhasını asarak bunu ispat etmiş çok üstün bir ilmî kifayet…
Bütün ulemanın “Şeriata muhaliftir” diye karşı çıktığı “Hürriyet ve Meşrutiyete” verdiği büyük destek ile İttihatçıların, ulemanın, devlet ricalinin ve halkın dikkatini çekmiş müthiş bir teveccüh…
“Meşrutiyet şeriattır” diye bütün ulemaya meydan okuması, 31 Mart olayında üstlendiği yatıştırıcı rolü, dini siyasete âlet etmemek için gösterdiği çabası, din ve fen ayırımına meydan vermeyen ilmî dirayeti, “Osmanlı Avrupa’ya, Avrupa Osmanlıya hamiledir; günü gelince doğuracaktır” “Komünizm yıkılacak ve Rusya parçalanacak” diye istikbale ait gösterdiği mükemmel ve müthiş ileri görüşlülük ile “Bediüzzaman” unvanına bihakkın kazandığı liyakat…
**
I. Dünya Savaşında doğuda Bitlis cephesinde Gönüllü Alay Kumandanı olarak gösterdiği askerî vatan müdafaası… Bütün talebelerini bu vatan için şehit vermesi, ayağı kırıldığı için Ruslara esir düşmesi, esarette idam kararına zerre kadar önem vermeden düşman kumandanına ayağa kalkmayarak dinin izzetini koruması, esaretten firar ederek ülkesine dönmesi, İstanbul’da en üstün ilmî paye olan bizzat padişahtan “Mahrec Unvanını” alması, “Daru’l-Hikmetu’l-İslamiye” “Müderrisler Cemiyeti” “Yeşilay” gibi STK’lara üye olarak yaptığı hizmetler bir tarafa…
Kurtuluş savaşında İstanbul’da İngilizlere karşı verdiği mücadele, Şeyhülislam’ın Anadolu’da “Kuvay-ı Milliye” aleyhine verdiği fetvayı muallel, yani geçersiz ilan ederek verdiği mukabil “Cihat Fetvası” ile ülkeye yaptığı destansı hizmetler… Bu hizmetlerine karşı Ankara hükümetinin kendisine vermek istediği milletvekilliği, maaş, unvan ve köşk gibi teklifleri elinin tersi ile iten ihlâs ve samimiyet…
Cumhuriyete değil devrimlerin bir kısmına karşı çıkmasından dolayı “diyar diyar sürgüne” gönderildiği, kurtuluşuna çalıştığı ülkesinin hapishanelerinde idam ile yargılandığı, ülke dışından kendisine tekliflerin geldiği, dostlarının “seni Şam’a ve Mekke’ye götürelim” dedikleri halde “Ben Mekke’de olsam buraya memleketime gelirdim. Ülkemin hapishaneleri başka memleketlerin saraylarından daha değerlidir” diyen bir mükemmel ve örnek bir vatanperverlik…
Allah'ın emir ve yasaklarından asla taviz vermemesi bir tarafa en nazik durumlarda ve mahkeme huzurunda dahi “Bu sarık bu başla beraber çıkar” diyerek Peygamberin sünnetinden dahi asla taviz vermemesi ile gösterdiği dini hassasiyet…
“Milletimin imanını selamette görürsem cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım” diye “İman Hizmeti” ile Türk milletinin imanını ve ahiretini kurtarmak için Türkçe telif ettiği Kur’an Tefsiri “Risale-i Nur Külliyatı” ile bu millete yaptığı hizmet ise dünya ölçüleri ile tartılamaz; ancak ahirette “Mizan-ı Adalet” tartabilir…
Kur’an tefsiri mükemmel bir külliyat… Dünyada 23 (Yirmi üç) dile çevrilmiş ve onlarca yayınevi 145 (yüz kırk beş) adet kitabını milyonlarca nüsha basmaya ve insanlara okutmaya devam ediyor… Tarihte emsali görülmemiş gönüllülüğe dayanan mükemmel bir hizmet… Eğitim ve Öğretim faaliyeti…
**
Bu derece müthiş ve mükemmel hizmetleri en olumsuz şartlarda başaran, tarihte eşine rast gelinmeyen mükemmel bir insan, kâmil bir mü’min ve tavizsiz bir dava adamı olan Said Nursi’yi kim istismar edebilir? Kim onun gölgesinden kurtulabilir?
Zamanımızın bütün ilim adamları, din adamlar ve üniversite hocaları Said Nursi’nin gölgesinden çıkamazlar… Onun yaptıklarının binden birisini yapan dünyanın en büyük ödüllerini almayı hak eder. En küçük hizmetlerini basın ve yayın yolu ile en büyük hizmet olarak gösterip karşılığını almaya çalıştıklarını görüyoruz.
Ne gönüllü ve ne de resmî kurum ve kuruluşlar Said Nursi’nin ferdî olarak yaptıklarının binden birini yüz senede başaramazlar. Bunun için onu örnek almaya, ona saygı ve hürmet etmeye mecburdurlar. O’na karşı çıkanlar ve O’nunla yarışa girenler bir gün unutulacak; ama Said Nursi kalpleri ve gönülleri fethederek gittikçe büyüyecek ve manen dünyaya hâkim olmaya devam edecektir.
Geleceğin dünyasında Said Nursi ve onun eserlerinde dillendirdiği ve insanlara çare olarak sunduğu dini, siyasi ve sosyal fikirler yayılacak ve hâkim olacaktır. Bütün doğu ve batı dünyası Said Nursi’nin talebesi olmaya mahkûmdur. Çünkü Said Nursi geleceğin Sokrat’ı ve Eflatun’udur. Nasıl ilim dünyası Sokrat ve Eflatun’dan etkilenmiş ise, geleceğin dünyası da Said Nursi’nin etkisine girecektir.
**
Said Nursi’nin yaptıklarını yapmak mümkün olmadığı gibi; onu istismar etmek de mümkün değildir. Ama ne var ki, Said Nursi’yi tanımayan ve doğru okumayanlar, ona talebe olma ve yolundan gitme cesaretini dahi gösteremeyenlerden korkmaktalar…
Said Nursi’ye özenen, onun eserlerinden ve fikirlerinden yararlanarak toplumda statü kazanan; ama ona talebe olma liyakatini gösteremeyenler ise değil onun önüne geçmeye cesaret etmek, onun gölgesine girmeye dahi korkarlar…
Hal böyle olunca işi bilmeyen acemiler, ilinti ile aslı fark edemeyen zahirperestler “Said Nursi’nin takipçisi Fetullah Hoca” veya “Nurculuğun Tarihi ve Fetullah Hoca” veya daha da acemice ve bilgisizce “Nurculuğun Kırılma Noktası: Fetullahçılık Hareketi” gibi başlıklarla toplumu ve halkı yanıltmaya devam etmektedirler.
Ne ki, zaman çok iyi bir müfessirdir; işi bilmeyen acemiler, detayları anlamayan toylar, işin derinliğini fark etmeyen gazeteciler Fetullahçılığı Nurculuk ile ilintili görmeleri konusunda yanıldıklarını göreceklerdir.
Tags: Said Nursi Dahi Nurs Medrese Üniversite İstismar Oamanlı Avrupa Sokrat Eflatun
|