|
Durmuş GÖKTEKİN
Herkes her şeyden şikayetçi, ama hiç kimse şikayetlerini gidermeyi düşünmüyor. Bunun sebebi; geçmişimizi, tarihimizi ve kültürümüzü unutmaktır. Çünkü; geçmişini unutanın geleceği olmaz. Kökle irtibatı olmayan bir ağacın yaşaması mümkün değildir. Yaşasa bile kütük olmaktan kurtulamaz. Kütüğün de yeri sobadır. Zaten biz de yanıyoruz.
Bu sözler iş bitti, elimizi kolumuzu bağlayıp bekleyelim manasına gelmesin! Bozulmanın son noktası, düzelmenin başlangıcıdır. Aklımız, ilmimiz, imkanlarımız var. Bunları kullanarak kendimizi düzelteceğiz.
Tarihin en eski toplumlarından biri olmamıza rağmen, yeni yetmelerin arkasından koşmaktayız. Avrupa, Amerika gibi ülkelerin peşinden gitme özentisinden vazgeçmeliyiz. Avrupa’da düne kadar pek çok ülke tuvalet nedir bilmezken, zulmün ve cehaletin karanlığında boğulanlara, ecdadımız medeniyet götürmüş, adalet götürmüş, İnsanlık götürmüş. Amerika 300 yıllık mazisi olan bir ülkedir. Bu ülkelerin kültürü bizim kültürümüzden üstün olamaz. Onların üstünlüğü, bizim değerlerimizden uzak durmamızdandır.
Değil İstanbul’da Anadolu’nun pek çok şehirlerinde bile, çarşı pazarda iş yeri tabelalarına, isimlerine bir bakın! Kendi değerlerinden uzaklaşan, geçmişini ve tarihini unutan başkalarının değerlerini kullanmaya başlar. Olacak iş mi? Kalkınmış ülkelerin ilmini, teknolojisini almalıyız. Eğlence, sefahat ve dansı bize kalmamalı. Zamanında; Kanuni Sultan Süleyman, Fransa kralına ültimatom vermiş ve dansın ülkesine sıçraması halinde ordusuyla Fransa’nın üstüne yürüyebileceğini söylemiştir. Bugün her türlü rezalet ülkemize elini kolunu sallayarak giriyor. Kendi değerlerimize kota uygulanırken, dışarıdan gelenlere parola bile sorulmuyor. Kendimize yabancılaşmış, yabancılara yakınlaşmışız.
Özgüvenimiz sarsılmıştır. Güveneceğimiz her dalı kendi elimizle kestik. Sığınacağımız kurumların içine dinamit koyup patlattık. Soyumuzu inkar eder hale geldik. Toplumdan ar haya gitti, ahlak sükut etti. Arzdan semaya bir çığlık yükseldi. Var’a şikayet, yok’a şikayet…
Yaşayacağımız hayat kitaplarda kaldı. Biz hayatı bitaplarda arıyoruz! Çocuklarımıza yıllarca ant içirdik, yamukluktan kan kustuk. Sevgiden söz ettik, sevgiyi kadın erkek arasına sıkıştırdık. Şarkılarda türkülerde söyledik. Hayatı vereni sevmeyince, sevgi başımıza püsküllü bela oldu. Çünkü sevilmeyecekleri sevdik!
Tarlası olup çalışan şikayetçi, olmayan şikayetçi. Eşi olan şikayetçi, olmayan yine şikayetçi. İşi olan şikayetçi, olmayan da şikayetçi. Şikayet mayamız olmuş. Fırına gitmediği için ekşimiş. Kimse ayranım ekşi demiyor. Kimse de ekşimiş ayranı içmiyor. Herkes ekşisini karşıdaki içsin istiyor. O zaman da hayat hep ekşi kalıyor.
Okuyan okumaktan, okuyamayan okuyamamaktan şikayetçi. Torunum, dörder yıllık iki üniversite bitirdi, mastır yaptı. İş bulamamaktan şikayetçiydi. Evlendi, rektör oldu. Şimdi bir talebesi var, onun eğitim ve öğretimiyle uğraşıyor. Eşim hayattayken şikayetçiydim, şimdi ebedi aleme gitti, yine şikayetçiyim. Keşke olsa da bazı hallerinden şikayetçi olsaydım diyorum. Banyoya giriyorum, düğmeyi çevirip sıcak suyun altında yıkanabiliyorum. Halbuki çocukluğumda; ocağın üstündeki kazanda odunla ısıtılan su ile toprak üstünde yıkanırdım. Yakın zamana kadar radyo, tv. Ve bazı elektronik cihazların yanına giderek açardık. Şimdi oturduğumuz yerden bir kumanda aletiyle açıyoruz. Yine de şikayetçiyiz. Yorganımız kısa, ayağımız uzun, dışarı çıkıyor. Şikayet ediyoruz. Sıcak şikayet, soğuk şikayet, zenginde şikayet, fakirde şikayet...
Rahat ve mutlu olmanın tek yolu; şikayeti azaltmak, üretimi çoğaltmaktır. Her hal ve ahvalde şükrederek, sabırla çalışmaktır.
|