Yazarlar
Baki ÇİMİÇ
Temayülat-ı Kalbiye | Temayülat-ı Kalbiye |
|
|
|
| Friday, 07 November 2008 | |
|
Buradan bir kaç noktayı incelecek olursak.
Bir fiil kalbin ve de hislerin temayülatından çıkar. Çünkü kalp bu fiillere fıtraten meyillidir. İman kalpte ve kafada yani dimağda daimi manevi bir yasakçıdır. Fena meyelanlar ise his ve nefisten çıkar. Bu meyelanları iman bekçisi yasaktır der ve tard eder ve kaçırır. İnsanın güzel fiilleri ise kalbin temayülatından çıkar.Vesveseleri ve fena meyilleri iman tard eder. Güzel meyillerden sonra fillerin ilk hareketi duygulara ait ise vicdanda makes bulur ve vicdana yansır. Eğer bu filler fikirlere ait ise dimağa yansır. Üstad bu noktayı şöyle ifade etmiştir.” Kalbden maksat, sanevberî (çam kozalağı) gibi bir et parçası değildir. Ancak, bir lâtife-i Rabbaniyedir ki, mazhar-ı hissiyatı vicdan, mâkes-i efkârı dimağdır.( İşârâtü'l-İ'câz)” Kalpten dimağa makes bulan fikirler dimağda mertebelerden geçer. Önemli olan bu mertebelerin her birisinde farklı bir hükmün oluşmasıdır ki bunun en zirvesi ve makbulü ise itikat dediğimiz son mertebedir. İşte buna salabet-i imaniye diyoruz. İkinci olarak tasavvur mertebesine geçen fikir bu mertebede bir takım kesme biçme ve giydirmelere maruz kalır. Bu durumun hükmünde ise insan nasipsizdir. Daha doğrusu bu tasavvur aşamasında netlik yoktur. Bu nedenle akıl bu aşamada bu fikirden nasip alamaz. Üçüncü mertebe ise taakkul mertebesidir ki akıl burada tartmaya ve de akletmeye başlar. Bu fikrin olur ya da olmazlarını tartar. Bu mertebede ise akıl tarafsızdır. Beşinci mertebede ise iz’an dediğimiz anlayış oluşur. Dimağdaki fikir bu mertebede artık o kişi için bir anlayıştır. Bu fikre o kişi artık sahip çıkar ve benimser ve de tasdik eder. Altıncı mertebede ise iltizam oluşur ki kişi bu mertebeye ulaştırdığı fikri burada bırakırsa sıkıntılı olabilir. Çünkü bu mertebenin hükmü taassuptur. İşte bir çok kişinin benim fikrim deyip tutucu davranarak herkesin kabul etmesini istediği ve de zorladığı mertebe bu aşamadadır. Son olarak fikir itikat mertebesine ulaşırsa kemalâta ermiş olur ve salâbete kavuşmuştur. Risale-i Nur hakikatleri bu salâbet-i imaniye mertebesini taşır. Onun için hakikat mesleğine layıktır. Risale-i Nur mesleği de hakikat mesleğidir, talebeleride salâbet-i imaniyeye kavuşurlar. Bu nedenledir ki en tesirli, hatasız, selametli yol bu zamanda Risale-i Nur yoludur. Şimdi insan bu iç aleminde tezahür eden temeyülatlara karşı iman nurunu istimal etmesi gerekir. Çünkü kalbdeki iman kalbden doğan güzel meyelanları kabul eder, fena meyelanları ise ruh tard eder. Bu tard etme kalbdeki imanın kuvvetine göre şekil alır. Eğer kalbdeki iman zaaf ile fena meyelanlara mağlup olmuş ise ve yanlış yola girmiş ise insan bu yoldan yine imana ve kalbe bağlı kalarak ve yanlışta ısrar etmeyerek, akıl, kalb ve ruh ile latifelerinin de yardımı ile kurtulmalıdır. İstiaze ve istifar en tesirli silahları olmalıdır. İnsanın kusurunu bilmesi ve kabul etmesi zaten yanlıştan dönüşün mukaddimesidir. Aynı zamanda manevi bir istiğfardır. İnsan hayatını istikamette götürürken elbette ki zaman zaman hatalar yapacak ve yanlışlara düşecektir. İnsanın fıtratına derç edilen mahiyet bunu gerektirir. Çünkü insan melek değil, dünya da cennet değildir. Ancak insan iman ile alay- i illiyine çıkabilir ve manevi bir cennet hayatını dünyada da yaşayabilir. Kusur işlemek, yanlış yola düşmek ümitsizlik değil Allah'ın Rahman, Rahim, Vedut, Tevvab, Gafur...gibi isimlerinin tecellisine yönelmemizin bir gereği olarak kullanılmalıdır. Rabbimiz bizleri yanlışa düşürmesin, yanlışa düşersek yanlıştan dönmeyi nasip etsin. Tags: Kalb Temayül Meyil Temayülât-ı Kalbiye Akıl İman Nefis Nefs-i Emmare Ruh
Bu Yaziyi Tuttum!
Kaydet/Paylas
Bunu Email'lemem Lazim!
Hit: 1035 Yorumlar (0)
![]() Yorum Ekle!
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|