M. Ali KAYA
Cihad ve Savaş | Cihad ve Savaş |
|
|
|
| Tuesday, 03 February 2009 | |
M. Ali KAYABu çalışmamızda “Cihad ve Savaş” konusunu Kur’an ve Sünnet ışığında baktığımız zaman şu hususları görürüz. Cihad, çalışmak, uğraşmak, gayret sarf etmek ve mücadele etmek ve her meşru yolu denemek demektir. İ’lay-ı kelimetullah için elinden gelen tüm çabayı göstermek, bedeni, mali ve zihni gücünü kullanmak, maddi ve manevi varlığını Allah yolunda kullanmaktır. Bunun için peygamberimiz (sav) “Cihad kıyamete kadar devam edecek bir farzdır” (Ebu Davud, Cihad, 33) buyurmuşlardır. “Ümmetimden bir taife kıyamete kadar hak yolda mücadele etmeye devam eder; hatta onlardan sonuncusu Deccal ile mücadele eder” (Buhari, İ’tisam, 10; Müslim, İman, 247; Ebu Davud, Cihad, 4; İbn-i Mace, Mukaddime, 1; Tirmizi, Fiten, 51) buyurarak bu mücadelenin devamlı olduğunu vurgulamışlardır. Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde “Müminler o kimselerdir ki, Allah’a ve resulüne iman ederler, imanlarında asla şüpheye düşmezler, mallarıyla ve canları ile Allah yolunda cihad ederler. İşte onlar imanlarında sâdık olanlardır” (Hucurat, 49:15) buyurmaktadır. Peygamberimiz (sav) “Hangi amel daha faziletlidir?” şeklindeki bir soruya “İman etmek ve Allah yolunda cihat etmektir” (Tecrid-i Sarih, 7:445) buyurmuşlardır. Kur’an-ı Kerim “Allah yolunda nasıl mücahede etmek gerekiyorsa öyle cihad edin. Dinine yardımcı olmanız için sizi seçen ve bu konuda size bir güçlük yüklemeyen Allah’tır. Babanız İbrahim’in dininde olduğu gibi hanif ve tevhit dini üzere sizi Müslüman olarak isimlendiren de Allah’tır. Ta ki peygamberler size şahit oldukları gibi siz de diğer insanlara şahit olasınız. Öyle ise namazı dosdoğru kılın zekâtı verin ve her işinizde Allah’a sarılın. Sizin dostunuz ve Mevla’nız O’dur. O ne güzel dost ne güzel yardımcıdır” (Hac, 22:78) buyurarak cihadın nasıl olması gerektiğini de göstermiştir. Peygamberimiz (sav) “Müşriklerle mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle cihad ediniz” (Müslim, İman, 20) buyururken cihadın nasıl yapılması gerektiğini, malla, canla ve dille mücadele edilebileceğini açıklamıştır. “Müminler ancak Allah'a ve Peygamberine iman eden, sonra şüpheye düşmeyen; Allah uğrunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenlerdir” (Hucurat, 49:15) ayeti imanda kemale ermeye çalışmayı, malları, canları ile mücadele etmeyi sadakatin şartı saymıştır. Burada can ile mücadele sadece savaşarak şehit olmak anlamına gelmez. Zamanımızın değerli bir bölümünü ve hayatımızı Allah yolunda mücadele için ayırma ve kullanma anlamını da içerir. Nitekim peygamberimiz (sav) “cihadın kıyamete kadar devam edeceğini” söylediği gibi “Ümmetinden bir cemaatin kıyamete kadar hak uğrunda muzaffer olarak ve hiç mağlup olmayarak cihada devam edeceğini, bu cemaatin son grubunun Deccal ile mücadele edeceğini, onlara muhalefet eden ve düşmanlık yapanların onlara asla zarar veremeyeceğini” (Buhari, İ’tisam, 10; Müslim, İman, 247; Ebu Davud, Cihad, 4; İbn-i Mace, Mukaddime, 1; Tirmizi, Fiten, 51) de bizlere haber vermiştir. Tabii ki bu cihad maddi bir savaş olmayacak, manevi olarak iman hakikatlerini anlama, anlatma, deccalın fitnesini ortadan kaldırmaya çalışma, tahribatını tamir etme ve sünnet-i seniyeyi ihya etme şeklinde olacağı bu husustaki pek çok hadislerde anlatılan ve uzmanlarınca da bilinen bir husustur. Peygamberimizin (sav) torunu Hz. Hasan (ra) “Allah yolunda cihad sadece kılıç ve silah ile olmaz. Yapmış olduğu mücadelenin cihad kapsamında olması ve Allah yolunda cihad sayılması için hak ve hakikat yolunda olması ve ihlâs ile yalnız Allah rızası için yapılmış olması, haksızlıktan ve kötü niyetlerden uzak olması gerekir” demiştir. Allah’ın dinini güçlendirmek ve dinin düşmanlarını ve fitnelerini defetmek için kişinin çok faziletli, salih ve abid olması gerekmez. Bu çok ideal bir husustur ve ideal mümin olmak da gerçekten zordur. Dine hizmet ve din düşmanlarını defetmek çoğu zaman siyaset meselesidir. Siyaset ise metot ve usul demektir. Peygamberimiz (sav) “Hiç şüphesiz Allah bu dini facir, fâsık ve günahkâr olanlar ile de güçlendirir” (Buhari, Cihad, 182; Müslim, Cihad, 178) buyurmuşlardır. Bu hadis-i şerifin iki anlamı vardır. Birincisi her mümin masum olmadığı için kendisini facir ve fasık bilmelidir. Ta ki dine hizmet ediyorum diye ucbe ve gurura kapılmasın. Kendisini hatalı bilsin ve daha iyi yapamamanın ezikliği ile hizmetine halisen devam etsin. İkincisi de, facir ve fasık insanların da dine hizmet edebileceği alanlarda istihdam edilebileceğini düşünerek dine hizmette ve din düşmanlarının fitnelerini def etmede onlar ile beraber hareket edilebileceği hususudur. Bu dine hizmet edenlerin takip edeceği siyasettir. Siyaset sadece politika anlamını ifade etmez. Hadis-i şerif her iki manayı da ifade etmektedir. Bireysel olarak herkesin yapacağı bu mücadele bu zamanda farz-ı ayndır. (Hutbe-i Şamiye, 1996, s. 151)“Bediüzzaman bu zamanda muzaaf bir farz-ı ayn hükmüne geçmiştir” buyurur. Cihad temel dini kaynaklarda bu şekilde izah edildiği gibi, savaşı ifade eden “kıtal” de Kur’ân-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde nasıl ve niçin yapılacağı izah edilmiştir. Kur’an-ı Kerimde: “Kendilerine savaş açılan mü’minlere, zulme uğramaları sebebi ile kıtal, yani savaş izni verildi” (Hac, 22:39-40) buyurarak savaşın niçin emredildiğini açıkça belirtmiştir. Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde haksız yere bir insanı öldürmeyi ise tüm insanları öldürmekle eş değer bir büyük günah saymıştır. (Mâide, 5:34) Cihad, ceht ve gayret etmek, bir işte ileri derecede çalışmak ve fazla mesai yapmak anlamına gelirken, savaş dış düşmana karşı devlet eliyle yapılan silahlı müdafaa ve mücadeleyi anlatmaktadır. Cihad başka, savaş başkadır. Cihad herkese her zaman gerekli iken, Kur’anın “kıtal” dediği savaş ise tecavüze karşı devlet eliyle yapılır. Kur’an-ı Kerimde içerisinde CİHAD ve MÜCAHEDE kelimelerinin geçtiği ayetler manevi cihadı anlatır. İçerisinde KITAL ve MUKATELE kelimelerinin geçtiği ayetler ancak maddi ve silahlı olan savaşı ifade etmektedir. İslam, “silm” yani barış manasını ifade ettiği gibi, insanları toptan barışa davet eden bir dindir. Yüce Allah “Hepiniz silme, barışa gelin” (Bakara, 2:208) ferman eder. Bunun için savaş istenmez. Peygamberimiz (sav) mütecaviz olmayanlara karşı savaş ilan etmemişlerdir. Ancak “Nefsi muhafaza, malı muhafaza, namusu muhafaza, dini muhafaza ve namusu muhafaza” için mütecaviz, hariçten hücum eden düşmanlara karşı devlet, yani idareciler vasıtası ile savaş ilan etmiştir. Bununla beraber savaş istenmeyen bir durumdur. Barış esas, savaş fiilî ve geçici bir durumdur. Peygamberimiz (sav) “Düşmanla karşılaşmayı arzu etmeyiniz. Mecbur kaldığınız zaman da sabır ve sebat ediniz. Allah’tan daima barış ve esenlik dileyiniz. Ancak tüm çabalarınıza rağmen savaşa mecbur kalırsanız şunu bilin ki, cennet kılıçların gölgesi altındadır.” (Buhari, Cihad, 112; Müslim, Cihad, 19) hadisi ile bunu ifade etmiştir. İslam’a göre kıtal yani savaş insanları öldürmek için yapılmaz. Zulmü ve tecavüzü önleyerek mütecavizlerin tecavüzünü defetmek, barışı, emniyeti ve adaleti sağlamak için devlet kanalı ile yapılır. İnsanları korumak, kazanmak ve öldürmeyi önlemek içindir. (Enfal, 8:61-62; Nisa, 4:90; Tövbe, 9:6) İslam hukukuna göre bir kâfir küfründen dolayı öldürülmez. Zulüm ve tecavüzünden dolayı ölümü hak ederse öldürülür. (Mevdudi, Cihad, 322) Ayni hüküm baği, yani isyan ve tecavüz eden, zalim müslüman için de geçerlidir. Bir müslüman cana ve namusa tecavüz ederse, yol keser, isyan eder anarşi çıkarırsa diğer suçlular gibi ceza görür. (Reddü’l- Muhtar, 2: 273 ) Nitekim yüce Allah Kur’an-ı Kerimde “Kendilerine savaş açılan mü’minlere, zulme uğramaları sebebi ile kıtal, yani savaş izni verildi” (Hac, 22:39-40) buyurarak savaşın niçin emredildiğini açıkça belirtmişlerdir. Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde haksız yere bir insanı öldürmeyi ise tüm insanları öldürmekle eş değer bir büyük günah olarak ifade etmiştir. (Maide, 5:34) bunun için devlet bir ferdin hakkını korumayı amaç edinmeli ve bunu yaparken bir tek bireyi bile incitmemeye özen göstermelidir. Günümüzün İslam dünyasını saran sıkıntının temelinde cihad ile savaşı karıştırmaları vardır. Bediüzzaman Said Nursi (ra) ise “Dahilde cihad manevidir” (Emirdağ Lahikası, 455) diyerek işin gerçeğini ortaya koymuş ve Kur’anın yanlış anlaşılmasını önlemiş, Selef-i Salihinin ve Ehli Sünnet ve’l - Cemaatin haklı görüşünün doğruluğunu ispat etmiştir. Tags: Cihad Savaş Cihad ve Savaş Allah Yolunda Cihad Mücadele Peygamberimiz İslam
Bu Yaziyi Tuttum!
Kaydet/Paylas
Bunu Email'lemem Lazim!
Hit: 645 Yorumlar (0)
![]() Yorum Ekle!
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|